Gavsül Azam , Gavsüssemedani , Kutburrabbani , Mahbubu Sübhani , Heykelünnurani , Kandilinnürani , Gavsüssekaleyn ,Bazül eşheb  Muhyissünneti veddin , Gavsü Rabbul Alemiyn ,Eşşeyh Esseyyid Eşşerif Ebu Muhammed Muhyiddin Abdülkadir Geylani (ks) Hicret-i Nebeviyyenin  470/1077 senesi Ramazan ayının ilk gecesi İran’ın Geylan eyaletinin , Neyf  Beldesinde Kadem-nihade-i alem-i vücud , dünyaya ziynet-bahşa , şeref bahş-i makam-ı şühud olmuşlardır.Şu beyitle O’nun(ks) doğum ve vefatına tarih düşürülmüştür. 
“Cae fil ‘aşk  Ve mate fil kemal “
(aşk ile geldi , kemal ile vefat etti)
Bu beytte “aşk” , ebced hesabıyla , doğum tarihi olan 470 yılını,
“kemal” , ebced hesabıyla , şerefli ömürleri olan 91 yılı göstermektedir.
Hz. Abdülkadir Geylani (ks), “Ben , Temimi’in (ks) vefatı tarihinde Bağdat’a ayak bastım. Ve o zamanda 18 yaşında idim buyurdular. Temimi’nin (ks)  vefatı ise 488 yılındaydı. Buna göre Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks) doğum yılı hicri 470 yılıdır.
İbn-i Neccar , Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks)  tercüme-i ahvaline dair yazdığı tarihinde , Ebu Fazl Ahmet bin Salih bin Şafi el-Hanbeli el-Cili ‘ den nakil ile,  veladetin  471 yılı olduğunu söylemiştir.Geylan Eyaleti , Hazar Denizi’nin güneybatısındadır. Geylan Eyaleti’ne nisbetle , Arapça’da el-Cili , el-Cilani , Farsça’da Gili , Gilani , Türkçe’de Geylani nisbesiyle şöhret bulan Gavsül Azam Seyyid Abdulkadir Geylani’nin (ks) keremli babaları Hz. Hasan (ra) soyundan Ebu Salih Musa (ks) , muhterem anneleri ise Hz. Hüseyin (ra) soyundan Ümmül Hayr Fatıma’dır. Fatıma Hatun , devrin tanınmış zahid ve mutasavvıflarından
Ebu Abdullah es-Savmai’nin (ks) kızıdır.
Gavsül Azam Seyyid Abdülkadir Geylani’nin (ks) , mübarek babaları cihetinden  nesebi;
İmam Aliyyül Mürteza (ra) – Fadımatüzzehra (ra)  
İmam Hasanül Mücteba (ra)
İmam Hasanül Müsenna(ra)
İmam Abdullah el Mahz
İmam Musa el Cevn
İmam Abdullah es Sani
İmam Davud
İmam Muhammed
İmam Yahya ez Zahid
İmam Ebu Salih Musa,
mübarek anneleri cihetinden  nesebi;
İmam Aliyyül Mürteza (ra) – Fadımatüzzehra (ra)  
İmam Hüseyin (ra)
İmam Zeynül Abidin
İmam Muhammed Bakır
İmam Cafer es Sadık
İmam Musa Kazım
İmam Ali Rıza
İmam Muhammed Cevad Taki
İmam Kemalüddin İsa
İmam Abdullah
İmam Mahmud
İmam Cemalüddin Muhammed
İmam Abdullah es Savmai
Ümmül Hayr Fatıma ‘dır.
Gavsül Azam Abdülkadir Geylani (ks) ,  
Babası cihetinden Şerif, Annesi cihetinden Seyyiddir.
Şerefli soyları baba tarafından ,Hz. Hasan’a (ra), anne tarafından , Hz. Hüseyin’e (ra) ulaşır. Bu sebepten , hem Şerif hem de Seyyiddir.
Bu hususu bizzat  kendisi , Vesile Kasidesinde ;
“Atam Resulullah’tır (as) , ondan kastım Muhammed (as)”
Hamriye Kasidesinde ;
“Ben Hasan’a mensubum. Meşhur olan ismim Abdulkadir’dir. Atam , kemal sahibinin ta kendisidir. Aslında ceddim Resulullah (as) , beni terbiye edip büyüttü. “
Şatıh ve tevhid hakkındaki kasidesinde ;
“Ceddim Resulullah’tır , Taha Muhammed.Ben Abdulkadir’im,bütün tasavvuf yollarının mürşidi ”
Sababe adlı kasidesinde ;  
“Taha olan Mustafa’ya (as) , nispetim haktır . Dedem Mustafa’dır (as). İmamlık ise bana yeter . Ceddime her vakit selat ü selam olsun.”
Bir başka kasidesinde ;
“Ben  Hasan’a (ra)  mensubum . Muhyiddin ile çağrılırım . Ceddim Habib Muhammed’e (as)  rahmet eyle yarabbi ! “
cümleleriyle  dile getirmektedir.
O (ks) ,Uzuna yakın orta boylu,geniş sadırlı, nehifü’l-beden, açık alınlı, buğday benizli idi. Saçları omuzlarına erişecek kadar uzundu. Sesleri heybetli idi.  
Anneleri Fatıma Hatun, hayrat müberrat hasenat , salah ,tevekkül , tefviz’den çok geniş nasipli ve çok haz sahibi idi. Küçük yaşta babasını kaybeden Gavsul Azam, dedesinin himayesinde büyüdü. Mübarek cedleri Es Savmai , duası anında müstecab olan tasarruf sahibi kibar-ı evliyaullahtan idi. Geylan meşayıhının büyüklerinden olan Es Savmai , zahid , abid, kerametler sahibi , daima hakkı zikreden bir zattı. Hz.Pir’in (ks) anne ve babası da , abid , zahid , hal sahibi , çevresinde hürmet gören insanlardı.
O (ks) , Anne ve Babasını şöyle tavsif eder.
“Ben evvel zamanda gelip geçen büyük zatların çocuğuyum.Peygambere (as) uyduğum ,anama babama iyilik ettiğim için Allah (cc) beni bu işlere ehil kıldı. Babam zengindi, dünyalığı vardı. Fakat ona karşı bir yeterlik duygusuna sahipti.Annem de ona uydu.Yaptığı her işe razı oldu. Hiçbir zaman Babamın yaptığına itiraz etmedi.Babam ve Annem ehl-i din olup daima iyilik ederlerdi.Kalplerinde halka karşı bir şefkat duygusu vardı. Üzerimde gördüğüz iyilik onlardandır. Allah’ın(cc) ve Peygamber’in (as) huzuruna onlarla birlikte varacağım.Onları ben götüreceğim.Her hayrım ve bulunduğum nimet onların sayesinde oluyor.”
Dedesi Essavmai (ks),  duası kabul edilenlerdendi. Birisine öfkelenince Allahu Teala intikamını mutlaka ondan alırdı. Birisini sevince Allahu Teala , o sevdiği  kişinin işini  , onun arzu ettiği şekilde yaratırdı. Daima zikrederdi. Huşu içinde olduğu her zaman görünürdü. Pek çok şeyi , daha olmadan önce haber vermişti. Bir gün bir kervan Semerkant sahrasında atlı eşkıyaların hücumuna uğramıştı. Kervan halkı Essavmai’den (ks)  manen yardım istemişlerdi. Savmai (ks) orada göründü. ”Subbuhun Kuddüsün Rabbunellah , haydi dağılın gidin buradan ” der demez hepsi kaçıp gittiler. Sonra da Essavmai (ks) ortadan yok oldu. Kervan Halkı , Geylan’a döndüklerinde durumu halka anlattı. Geylanlılar , “Savmai (ks) hep burada idi , hiçbir yere gitmedi” dediler .
O’nun (ks), doğumundan önce de , çocukluk ve gençliğinde de harikulade haller meydana gelmişti.
O (ks), doğmadan önce , Bağdat’ta Şeyh Abdullah el-Cuni (ks) huzuruna gelenlere , “ nerelisiniz ?”  sorup , onlar da Geylan’ dan deyince , “ size müjdeler olsun ki , Cenab-ı Hak memleketinizi Abdulkadir isminde bir zat-ı şerifin doğumu ile aydınlatacak onun velilik derecesi o kadar yükselecektir ki….”  buyurdu.
Daha doğmadan evvel kendilerinin kutb-u Azam olacağına dair müşahedeler mevcuttur. Doğacağı gece Peygamber (as) bütün sahabe-yi kiram, evliya-yı izam ile Ebu Salih Musa’ nın rüyasında zuhur edip saadetli çocuğun doğumunu tebrik etmişler, “Ey Oğul ! Ey Salih’in Babası ! Allah (cc) senin adının baki kalmasını nasip etti. O benim oğlum , Benim ve şanı yüce Allah’ın(cc) sevgilisidir. Onun Allah’ın velileri yanındaki durumu benim nebiler ve resuller arasındaki durumum gibidir “  buyurmuşlardır
Mübarek Anneleri şöyle anlatır. “ Ol vakit ki Abdulkadir doğdu , Ramazan gününde süt emmezdi. Hatta bir ramazan evvelinde hava bulutlu idi. İnsanlar hilali göremiyorlardı.O anda Abdülkadir’in hareketi ve duruşu imsak ve iftardan hangisine delalet ettiğini insanların benden sorması üzerine ‘ oğlum bugün süt emmiyor ‘ cevabını verdim. Daha sonra o günün  Ramazan olduğu anlaşıldı. Ve o zaman da  “eşraftan filanın bir çocuğu oldu ramazanda gündüz süt emmez “ deyu insanlar arasında şöhret buldu. “
O (ks) şöyle anlatır.
”10 yaşındayken evden çıkıp mektebe giderdim. Etrafımda meleklerin benimle beraber yürüdüklerini , beni koruduklarını görürdüm. Ta mektebe kadar bana eşlik ederler mektebe varınca , “yer açın , Allah (cc) velilerinden biri geliyor “ derlerdi. Çocuklarla beraber ne zaman oynamak arzu etsem hemen  “bana gel ey mübarek bana gel” diyen bir ses duyar korku ve dehşet içinde anneme koşar , kendimi onun şefkatli kucağına atardım.
 “Ben gençliğimde Geylan’da idim. Bir kurban bayramı arefesinde şehrin dışına çıktım. Gözüme ilişen bir köylü ve ekinci ineğinin arkasına düşüp ona yaklaştım. O anda inek başını bana çevirdi. “Ya Abdülkadir ! Sen bunu için yaratılmadın ve bununla emr olunmadın” dedi. İnek ismimi açıkça söylemiş , bunun gibi abes şeyle iştigal için yaratılmadığımı , memuriyetimin böyle şeyler olmadığını bana bildirmişti. Bu gönlüme tesir etti. Bende korku hasıl oldu. Hemen dönüp eve koştum. O esnada hacıların Arafat dağında vakfeye duruşlarını müşahade ettim. Artık bende karar kalmadı. Annemin huzuruna gidip ona , “Beni Allah’a (cc) bağışla ve bağdat’a gidip ilim tahsili ile, evliya , etkıya , sülehanın ziyareti ile meşgul olayım bana izin ver” dedim. Annem benim halimi ve yalvarmamı görünce bana neler gördüğümü sordu , ben de anlattım. Birden ağlamaya başladı. Yaşları gömleğini ıslattı. Hemen kalkıp babamdan kalan kırk altını giydiğim hırkanın koltuğu altına dikti, Bağdad’a gitmeme izin verdi. Doğruluk üzere bulunmaklığımı  emretti ve benden söz aldı. Veda için benimle beraber çıktı. Ayrılık yerine geldiğimizde , “İşte oğlum seni Allah’a (cc)  bağışlayarak senden ayrılıyorum ve yaşlı gözlerimin seni kıyamete kadar göremeyeceğini biliyorum “ dedi. Vedalaşarak ayrıldık. Küçük bir kervana karışıp yola çıktım. Hemedan şehrini geçtiğimizde 60 atlı hırsız kafileyi çevirdi. Kervanı soydular. Haraminin biri bana yaklaşıp “sende mal var mı? “  dedi. Ben, “evet koltuğumun altında kırk altın var “ dedim. Bunu haber alan harami başı beni çağırdı. “Oğlum sende altın olduğunu kimse düşünmez niçin söyledin? ” dedi. Ben  , “Geylan’dan çıkarken anneme doğru söyliyeceğime dair söz verdim  “ dedim. Bu söz haramibaşının ciğerine tesir etti. “ Eyvah bu günahsız çocuk annesine verdiği söze ihanet etmekten çekiniyor. Ben ise bunca yıldır Allah’ın (cc) emrine muhalefet ederek hırsızlık yapıyorum” dedi. Pişman oldu, hüzünlendi, kervan halkının mallarını geri verdi. Tevbe etti. Bütün haramiler de tevbe ettiler.)
18 yaşına kadar Geylan’da ilim tahsilinin ilk aşamalarını geçiren Gavsül Azam (ks) , 18  yaşında o devrin en büyük ilim ve kültür merkezi Bağdat’a gitti. Bağdat’a vardığı yıl, meşhur mutasavvıf ve alim Temimi’nin (ks) vefat ettiği 1095
yılı idi. Onun Bağdat’ı şereflendirmesini, büyük velilerden İbni Cerir , şu dizeleri ile dile getirir:
“Ey gelip de bizlere saadet ve mutluluklar bahşeden göklerin rahmet bulutları ile kaplanmasına sebep olan , hidayet meşalesi yakıp da her tarafı aydınlatan, Irak’ın kalbini dirilten muhterem zat ! Şüphe yok ki , ayak basışınla , bulutlar yağmur boşaltmış , ölü yerleri yeşertmiştir. Taşlar birer inci ve dalgalar bal olmuştur.Irak’ın göğsünden tazelikler fışkırmış , Necd’in kalbinde ziyalar görünmüştür.Nurundan , doğuda şimşekler çakar batıda celadet yıldırımları her tarafı kasıp kavurur." 
O (ks) Bağdat’ta bütün ilimleri tedris etmiş, bu ilimlerde yed-i tula sahibi olmuş , tasavvuf yolunun sonuna ulaşmış, sayısız irşad ehli ve alim yetiştirmiştir. O’nun(ks) sohbetlerinde gayrı müslimler doğru yolu bulup iman etmiş , mü’minler yüce mertebelere ulaşmışlardır. Bütün hayatı ilimle ve irşad ile geçmiştir. O’nun(ks) ahlakı, Resulullah’ın(as)  ahlakına tam olarak mutabık olmuştu. Yaşantısı , Kur’an ve sünnetti. Kendisinden zuhur eden kerametler kadar  başka hiç bir veliden keramet zuhur ettiği duyulmamıştır. Hayatına ve menkabelerine dair pek çok eser kaleme alınmıştır. Ancak O’nun (ks) hayatı ve ilmi,  ciltlerce eserin ihata edemeyeceği kadar geniş ve şumullü, manevi ahvali, hiçbir kalemin izahına kadir olamayacağı kadar yücedir. O’nu (ks) layıkı ile anlayabilmenin belki de anahtarı olabilecek şu malümatla kalbleri mutmain olan biz  mü’minler,  O’nun (ks) gibi bir zat-ı şerifi kendi zatına vuslata vasıta ve vesile kılıp bize doğru yolu gösterdiği için ne kadar bahtiyarız.
“İnsanları Allah’a ulaştıran yol ikidir. Birinci yol, kurb-u nübüvvet’e taalluk eden yoldur. Asaleten bu yoldan ulaşanlar enbiyadır. Onlara salat ve selam olsun. Bir de onların ashab-ı kiramı... İkinci yol, kurb-u velayet’tir... Allah-ü Teala’nın umum veli kulları bu yoldan ulaşırlar. Bu yolun muktedası ve reisi Hz. Aliyyül  Murteza’dır. Allah (cc) ondan razı olsun. Rasulullah’ın (sav) mübarek ayağı onun mübarek başı üzerinde gibidir. Hz. Hasan ,Hz. Hüseyin ve Hz. Fatıma bu makamda onunla ortaktırlar.Sonra sırasıyla Oniki İmam Hazeratının hayatta olanları bu ulvi vazifeyi yürütmüş, On İki İmam’dan sonra da bu ulvi vazife Abdulkadir Geylani’ye(ks) verilmiştir. Şu anlaşılmıştır ki , her kime bir feyz gelirse Hz. Şeyh Abdulkadir Geylani’nin tavassutu ile gelir.
Kıyamete kadar bu vazife Hz. Şeyh
Abdulkadir Geylani’ye verilmiştir. Kutuplardan olsun,
nücebadan olsun, aktab olsun hepsi onun tavassutu ile
Allah’a ulaşırlar...”(Mektubat-ı Rabbani, 534. Mektup)
O (ks), Hicri 561 yılı rebiül ahır ayı 10. cumartesi gecesi
Bağdat’ta kendi medresesinde İrci-ı ilahi hitabına icabet ederek bu fani hayatı terk edip hakka yürümekle  azm-i gülşensera-yı beka buyurdular. Gasli teçhiz ve tekfini gece icra olunduktan sonra çocukları, ashabı ve öğrencilerinden o anda orada hazır bulunanlar ile cenaze namazları oğlu Abdülvehhab tarafından eda edildikten sonra adı geçen medresenin revakına defnedildiğini ve sabaha kadar medresenin kapısı açılmayıp güneşin doğup yükselişi ile kapı açıldığında Bağdat’ın halkı ve ileri gelenleri, Hz. Pir’in (ks) kabri üzerine salate ve merkadını ziyarete fevc fevc geldiklerini o günün kıyamet gününe benzer
bir gün olduğunu,  İbn-i Neccar, tarihinde belirtmiştir. Kabr-i Şerifleri, Bağdat’ta Babu’l-Ecz nam mevkide Hz. Gavs-i Azam’a  (ks) mensub olan medresedir. Mezkür medrese Şeyh EbuSa’id Hazretleri’nin bina-kerdesi olup zat-ı ali kadrleri , hal-i hayatlarında Hz.Gavs’a (ks) i’ta ve bahş eylemiştir.
Hz. Abdülkadir Geylani’nin  (ks) çocukları;
Şeyh Seyyid Abdü’l-Vehhab
Şeyh Seyyid Abdü’r-Rezzak
Şeyh Seyyid Şemsü’d-din
Şeyh Seyyid Seyfü’d-din
Şeyh Seyyid Ebu Bekir Abdü’l-Aziz
Şeyh Seyyid Şerafe’d-din İsa
Şeyh Seyyid Fazıl Abdü’l-Cebbar
Şeyh Seyyid İbrahim
Şeyh Seyyid Muhammed
Şeyh Seyyid Abdullah
Şeyh Seyyid Yahya el-Fakih
Şeyh Seyyid Musa
Şeyh Seyyid İsa
Seyide Fatıma
Hz. Pir’in (ks)  meşhur olan çocuklarının hepsi alim, fakih ve muhaddis idiler. Mübarek babalarından ve devrin en önde gelen ulemasından ilim ahz eden bu zevat-ı kiram, hayatları boyunca,  Hz. Pir’in (ks)  yüce tasavvuf yolunu neşrederken , O’nun (ks) ilim mirasının da layıkı vechile temsilcisi olup, fıkıh ve hadis ilminde zamanlarının ileri gelen uleması arasında yer aldılar. İnsanlara  fıkıh ve hadis ilmi öğrettiler. Tasavvuf tarihçileri ,
Yüce Kadiri Yolu’nun , ekseriyyetle Hz. Pir’in (ks) çocukları vasıtası ile yayıldığını ifade etmektedirler. Kadiriyye’nin şubeleri bahsinde de izah edildiği gibi, Kadiri Kollarının ekserisi , Hz.Pir’in (ks)  çocukları vasıtası ile gelmiştir. Bu alim ve mutasavvıf zatların varlığı , Yüce Kadiri Yolu’nun zahir ve batın ilimlerinin en üst seviyede tedris edildiği ilahi bir medrese olduğunu vazıh bir şekilde göstermektedir.
Seyyid Abdülvehhab (ks) (522,Bağdat-593,Bağdat):
“Seyyid Abdü’l-Vehhab (ks), ulum-i şer’iyyeyi bizzat valid-i macidleri Abdü’l-Kadir Hazretleri’nden ve Ebi Galib bin el-Benna ve bunların gayrı meşayıhtan istima ve istifade eyledi. Peder-i vala-güherlerinin , gülşen-sera-yı illiyyine irtihalinden sonra, kuddise sırrahu hazretlerinin, kendi medreselerinde, tedris ü tahdis ve va’az ile evkat-güzar oldukları halde  neşr-i ulum ittiler ve ol zat-ı ali kadr, nice nice telamize ulum ve fünündan izin ve icazet verdiler. Hatta Şerif Hüseyin Bağdati ve Şeyh Ahmet bin Abdü’l-Vasi bin Emirgan ve bunların gayrıları dahi ol tilamiz cümlesinden bulundular. Ve müşarun ileyh Şeyh Abdü’l-Vehhab Hazretleri, 522  Salinin şehr-i Şaban-ı Şerifinde, kadem-nihade-i alem-i şuhud olup, 593 Şehr-i Şevvalinin yirmibeşinci gecesi, Bağdat Behişt abadda, terk-came-i hayat-ı müstear iderek, Hılbe nam makberede defn-i hak-i pak oldu.”
Seyyid Abdülcebbar (ks) (    -   , Bağdat-575,Bağdat)
Mübarek Babalarından fıkıh okudu,hadis dinledi. Bağdat’ta medresenin doğu giriş kapısının sağına defn edildi. “Seyyid Abdü’l-Cebbar dahi ulüm-ı şer’iyyeyi bizzat peder-i vala-güherleri Cenab-Şeyh Abdü’l-Kadir ve Ebi Mansur el-Kazaz ve bunun gayrından telemmüz ve teallüm eylemiştir.”
Seyyid İbrahim (ks) (       -bağdat, 592,Vasıt)
“Seyyid İbrahim (ks) dahi , eb-i ferid-i dehri Abdü’l-Kadir(ks) den ve Şeyh Sa’id bin el-Benna ve bunların gayrısından ulüm-i şer’iyyeyi ahz ve istima eyledi, Ve şehr-i Vasıt’a azimetle 592 sali hilalinde orada vefat eyledi.”
Seyyid Muhammed (ks) (      , Bağdat-600,Bağdat)
“Seyyid Muhammed (ks) dahi, pederleri Hz.Abdü’l-Kadir’den(ks)  ve İbnü’l-Benna ve Ebi’l-Vakt ve bunların gayrından ahz-ı ulüm etti. Ve ba’de’t-tahdis 600 sali zilkade-i şerifesi yirmibeşinci gününde azım-ı daru’l-karar olup Hilbe nam makbereye defn edildi.”
Seyyd Abdullah (ks) (508,Bağdat-589,Bağdat)
“Seyyid Abdu’l-lah dahi hal-i suğrunda pederlerinden istima ve İbnü’l-Benna’dan ahz-ı ulüm edip tahdis ve rivayeti söylendi. Müşaru’n-ileyh Şeyh Abdullah Hz.Şeyh Abdü’l-Kadir’in (ks) en asgar evladı olup , 589 sali şehr-i Seferi’l-Hayri’nin yirmiyedisinde ruh-ı pür-fütuhu seviy-yi naime revan oldu.”
Seyyd Yahya (ks) (      ,Bağdat-600,Bağdat)
“Seyyid Yahya el-Fakih (ks) de ulüm-i şer’iyyeyi pederleri Hz. Abdü’l-Kadir’den (ks) ve Muhammed bin Abdü’l-Baki ve bunların gayrından telakki ve istima edip tahdis ve intifa eyledi. 600 sali Şabanın onbeşinci gecesinde sin-i şerifi hamsiyne baliğ olduğu halde Bağdat’ta vefat itmeğin karındaşı Abdü’l-Vehhab (ks)’ın yanında defn edildi.”
Seyyid Musa (ks) (539-Bağdat-616,Şam)
“Seyyid Musa,Ulum-ı şer’iyyeyi ve Sünnet-i Nebeviyyeyi valid-i macidleri Cenab-ı Abdü’l-Kadir’den(ks) ve İbnü’l-Benna ve gayrından tefekkuh ve istima ettikten sonra,Dımaşk’ta tevettun idup, tahdis ve rivayete ve neşr-i ulume muvazabetle müntefi oldular. Ve 539 sali şehr-i rebiyyü’l-evveli sülhunde kadem-nihade-i alem-i şuhud olmuş 618 senesi şehr-i Cemaziye’l-ahiresi ilk gecesinde Dımaşk’ta “Akibe” nam mahalde vefat ittikten sonra Cebel-i Kasyun feshinde defn idildi. Abdü’l-Kadir  Hazretleri’nin evladından en sonra terk-i hayat-ı müstear eden bu zat-ı ali-kadr oldu.”
Seyyid İsa  (ks) (      ,Bağdat-573,Mısır)
“Seyyid İsa (ks),dahi ulum-i şer’ıyyeyi bizzat valid-i ali-kadrleri Abdü’l-Kadir Hazretlerinden ve Ebi’l-Hasan Muhammed bin Hırma ve bunun gayrı meşayıhtan telakki ve istima eyleyup, tedris ü tahdis ve va’z ile meşgul oldu. Ve ülum-ı sufiyyeden “Letaifü’l-envar” ve “Cevahirü’l-esrar” nam kitapları te’lif ve tasnif  eyledi. Ve Mısır’a azimetle orada dahi va’z ve tahdise muvazebet gösterdi. Hatta Ebu Berar Rabiatü’l-Hasen el-Hadri el-Sin’ani ve Şeyh Müsafir bin Ya’mer el-Mısri el-Mültelefi ve Şeyh Ahmet bin Meysere ve Şeyh Hamid bin Hamdü’l-Erbahi ve bunun ammisi Şeyh Muhammed bin Hamdü’l-fakih el-Muhaddis ,ve Şeyh Abdü’l-Halik bin Ebil Beka Salih el-Kureşi el-Emevi el-Mısri ve bunların gayrıları onun tilamizi ve şakirdanı cümlesindendir.”
Seyyid Ebubekir Abdülaziz (ks) (532,Bağdat-602,Cibal)
“Seyyid Ebu Bekir Abdü’l-Aziz (ks) dahi, bizzat peder-i vala-güherleri Hazreti Abdü’l-Kadir’den ve Ebi Mansur Abdu’r-Rahman bin Muhammed  el-Kazaz ve bunların gayrından ulum-ı şer’iyyeyi ahz ve istima edip va’z ü tahdis ve tedrise müdavemet gösterdiler. Ve kendisinden pek çok zevat, iktibas-ı envar-ı ulüm ettiler. Müşarunileyh zatında beyh ve mütevazi olmağın Sincar nevahi ve kurasından bir karyeye rıhlet ve azimet edip orada mütemekkin ve mütevettin oldular.”
Seyyid Abdürrezzak (ks)  (528,Bağdat-630,Bağdat)
“Seyyid Abdü’r-Rezzak (ks)  dahi ulüm-i şer’iyyeyi pederlerinden ve Ebi’l-Hasan Hırma ve bunun gayrından telakki idup tahdis,imla ve tehriç ve tedris ile evkatı güzar oldular. Ve kendisinden birçok zevat istifaza ve tefeyyüz ile zirve-i fazl u kemale reside oldular.Ve hatta Ebu İshak  ve Şeyh Ali bin el-Ma’ruf ve bunların gayrıları ol müstefizin cümlesindendir. Ve şöyle naklolunur ki Müşar’n-ileyh Şeyh Abdü’r-Rezzak Kuddise Sırrahu, otuz sene başını ceyb-i murakabesine doğru tutmuş ve haya-i minellah, bu müddette başını semt-i semaya kaldırmamıştır. Bağdat firdevs-abad’da azim-i dar-i beka olmuştur.” 
Şeyhü’l-Kudve el-Hafız Ebu Bekir Tace’d-din Cemalü’l-Irak Abdur’r-Rezzak (ks), fıkhı , Hz.Pir’den (ks) öğrendi. Hanbeli mezhebinde fakih bir zattı.Hadis ilminde de önde idi. Hadis okuttu ,ilmin çeşitli dallarını öğretti. Fetva verdi. Takva, vera sahibi, cömert, talebelerini seven bir alimdi. Aynı zamanda kuvvetli bir hafızdı. Cumalar hariç, ibadet için evine kapanırdı. Hafız ez-Zehebi,”İslam Tarihi” adlı kitabında O’nu muhaddis,hafız,sıka,zahid olarak tanıtır.Babasından tahsil gördüğünü yazar. Bağdat’ın doğusunda Hilbe şehrine nisbetle kendisine “Hılebi” denir. Bağdat’ta vefat etti.Türbesi Hılep’te “Ahmet” denilen kabristandadır. İbnü’n-Neccar diyor ki, “vefatını takip eden gün sala okundu.Cenazesi şehrin dışına çıkarıldı. Binlerce kişi namazını kıldı. Sonra er-Rasafe camisine taşındı. Orada namazı kılındı. Sonra halifeler türbesinin kapısında tekrar namazı kılındı. Akabinde Dicle Nehri’nden geçirilerek Bab-ı Harime getirildi ve orada namazı kılındı.Nihayet “Ahmet” denilen kabristanda son kez namazı kılınarak defn edildi.  Ebu Bekir Tacuddin Abdurrezzak babasının son hac seferinde kafileyi idare etmiş, çok sayıda talebe yetiştirmiştir. Oğlu Ebu Salih Nasr, Bağdat’ta Katuyul kudatlık yapmıştır. Bugün Rabat ve Sela da bulunan kadri şeriflerinin ceddi bu zattır.
Hz.Pir Şah Abdülkadir Geylani (ks) , tasavvuf yolunun en büyük bir Piri olmanın yanında,  zamanının en kamil Müderrisi , fıkıh , hadis , tefsir alimi idiler. O’nun (ks) bu mümtaz mevkisini pek çok ulema eserlerinde ifade buyurmuşlardır. Hz.Abdülkadir Geylani (ks) on üç ilim ve fünundan bahs ve tekellüm iderlerdi. Medreselerinde tefsîr, hadîs, mezheb, hilafdan ders verirlerdi. Müzakere ederlerdi, talebeleri ile. Akşam ve sabah tefsir, ilmi hadis, mezheb, hilaf, usül ve nahv okunur idi. Öğleden sonra yedi kıraat üzre Kuran-ı Kerim okurlardı. O’na (ks) , Irak’ın muhtelif yerlerinden fetvalar gelir, hiç kitap açmadan hemen eline kalemi alır fetvalarını cevaplandırırdı. Irak alimleri, onun bu kadar çabuk fetva verişine şaşırırlardı. Şeriatın hangi bölümünden olursa olsun o bütün aksanına faikti. Kişi muhtaç olduğu ilmi ondan rahatça tahsil edebilirdi. Zamanında ilim başkanlığı ona verilmiş, büyüklerden birçokları, O’nun (ks) elinde yetişmiş, Irak’ın ileri gelen velileri O’na (ks)  intisab etmiştir. Gerek veliler , gerek alimler O’nun (ks) , çok değerli bir Veli ve Alim olduğu konusunda söz birliği etmişlerdir. Alimler her taraftan ziyaretine gelirlerdi.
İbn-i Kesir, ‘Tarihinde’
“O (ks) ,Bağdat’ta hadis tahsil etti. Hadis, fıkıh, va’z ve hakikat ilimlerinde yegâne otorite idi” der.
En-Neccâr, tarihinde ;
“O(ks), zâhid, ilmi ile âmil olan Müslüman imamlardan biri ve kerâmetleri açık bir velidir. O (ks), 488 yılında Bağdat’a geldi. Fıkıh tahsil etti. Usul ve füru kitaplarını iyice öğrendi. Hadis dinledi.” der.
İbn-i Receb, ‘tabakatında’;
“O (ks) , devrinin allâmesi, ariflerin piridir. Ehl-i sünnet, Onun zuhuru ile zafere kavuşmuştur. Bid’at ehl-i, karşısında tutunamamış, eriyip gitmiştir. Uzak ülkelerden O’na (ks) fetva sormaya gelmişlerdir” der .
El-Hafız Ebu Abdullah, ‘Meşihatül Bağdadiyye’ adlı eserinde ;
“O (ks) , Bağdat’ta Hanbeli ve Şafilerin fıkıh imamı idi. Büyük bir din âlimi idi. Fukaha nezdinde sözü geçerdi. İlm, ibâdet ve ictihad âşığı bir zattı.” der .
Seyyid Abdulvehhâb (ks);
“Babamın vaazlarında alimlerden, fakihlerden birçok topluluk bulunur, hepsi onu vecd ile dinlerlerdi. 521-561 yılları arasında 40 yıl bu göreve devam etti. Ders okutması ve halka fetva vermesi de 28 yaşında başladı, 61 yaşına kadar 30 yıl devam etti. Onun huzurunda 400 kadar âlim not tutarlardı.”  der.
Şeyh Muvaffak (ks) ;
 “Bizi medresesine yerleştirdi. Bize çok ihtimam gösterdi. Farz namazlarını bize imam olarak kıldırırlardı. Yanında doğru olup olmadıklarını anlamak için kitaplardan ezberlediklerimi okurdum. El-hâfiz Abdulgâni, ondan ‘Hidâye’ kitabını okurdu. Ben ve Hafiz Abdulgâni, onun elinden hırkayı aynı anda giydik. Ondan fıkıh okuduk. Sohbetinden son derece yararlandık.”  der.
Ebu Muhammed (ks); 
Gençken nahiv okuyordum. Ve insanlar da dinliyordu. Bir gün Hz.Abdülkadir’in (ks) meclisinde bulunduğum esnada bana “Bizim sohbetimizde bulun, seni Sibeveyh yapalım” dedi. O günden sonra yanından hiç ayrılmadım. Ondan akli ve nakli ilimlerden o kadar çok istifade ettim, o kadar çok kavaid bilgileri edindim ki tarif edilmez. Yıllarca başkalarından öğrendiğimi bir sene içinde ondan öğrendim. Başkalarından öğrendiğimin hepsini unuttum” der.
İbni Kudame (ks);
“561 yılında Bağdat’a girdiğimiz zaman, Hz. Abdülkadir’i (ks) ilmin zirvesine yükselmiş olarak gördük. O bildiğini tatbik ediyor, sorulan çetin soruları doyurucu tarzda cevaplıyordu. Ne kadar güzel huy ve vasıflar varsa sanki onda
 toplanmıştı. Ondan sonra onun gibisine hiç rastlamadım.”  der.
O’nun (ks) kasideleri , serapa hakikat zevkleri ile doludur.
“Hiçbir alim yokki benim ilmimle bilgin olmasın
Hiçbir sülük eden yokki benim usül ve prensiblerimle hareket etmesin”
“Ben Hasam’a mensubum has oda makamımdır.
Ayaklarım erenlerin boynu üzerinedir ” 
“Ben hakikaten varlığın kutuplarının kutbuyum,
diğer bütün kutuplar üzerinde izzet ve saygı değerliğim vardır.”
“Her veli bir peygamberin izinde bulunuyor.
Ben ise ceddim Muhammed (AS) ın kademi üzerinde bulunuyorum.”
 
O (ks) , bütün işlerini Resulullah’ın (as) emri ile O’na (as)  danışarak  yapar, Ondan (as) aldığı ilhamla hareket ederdi. Her an Resulullah (as) ile beraber idi. Bütün hal ve hareketleri Resulullah’a (as) benzerdi. Ahlakı tam anlamıyla Resulullah’ın (as) ahlakı ile mutabıktı. İhlas ve takva sahibiydi. Resulullah’ın (as) her haliyle hallenmiş idi. Ondan (ks) sadır olan şeyler aslında Resulullah’tan (as) sadır olmuştu. Sayısız irşad ehli yetiştirmişti. Kendisinden sonra gelen Geylani ailesinin kamilleri de sayısız irşad ehli yetiştirdiler ve kıyamete kadar yetiştirmeye devam edeceklerdir. Bu Hz. Pir’e (ks) ,Allahü Teala’nın bir ludfudur.
 
Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks) tasavvuf silsilesi ;
 
Menba-ı feyz u Kemal , Seyyde’l-Evveline ve’L-Ahirin Muhammed Mustafa Sallellahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri
Ebu’l-Hasaneyn İmam Aliyyü’l-Mürteza bin Ebu Talib Kerremellahu Vecdehu  ve Radiyellahu anhu
Ebu Abdullah İmam Hüseyin
Ebu Muhammed İmam Zeynü’l-Abidin
Ebu Ca’fer İmam Muhammed Bakır
Ebu Abdullah İmam Cafer’üs-Sadık
Ebu’l-Hasan İmam Musa Kazım
Ebu’l-Hasan İmam Aliyyü’r-Rıza
Eşşeyhü’l-Efham Ebu Mahfuz Ma’ruf Ali el-Kerhi Kaddesallahu Sırrahu
Ebu’l Hasan Seri es-Sekati
Seyyidü’t-Taife-İ Sofiyye Cüneyd-i Bağdati
Eşşeyh Ebubekr Delf bin Ca’fer eş-Şibli
Ebu’l-Fadl Abdü’l-Vahid bin Abdü’l-Aziz Temini
Ebu’l-Fereç Yusuf et-Tarsusi
Ebu’l-Hasan Ali bin Muhammed bin Yusuf el-Karşi el-Hakkari
Kadiyü’l-Kudat Ebi Said el-Mübarek bin Ali el-Mahzumi el-Bağdati
Pir-i Tarikat Muhyi’s-Sünneti ve’d-din Gavsü Rabbi’alemin ebi Muhammet muhyittin Abdülkadir el-Geylani el-Haseni el-Hüseyni Rıdvanullahi aleyhim ve raduanhu
 
İkinci silsile ,  İmam Aliyyul Murteza’ dan (ra) , Hasan-ı Basri (ks) yolu ile gelen silsiledir.
Menba-ı feyz u Kemal , Seyyde’l-Evveline ve’L-Ahirin Muhammed Mustafa Sallellahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri
Ebu’l-Hasaneyn İmam Aliyyü’l-Mürteza bin Ebu Talib Kerremellahu Vecdehu  ve Radiyellahu anhu
Ebu Said Hasan bin Yusar el-Basri
Eşşeyh Habibi Acemi
Eşşeyh Davut-i Tai
Ebu’l Hasan Seri es Sekati
Seyyidü’t-Taife-İ Sofiyye Cüneyd-i Bağdati
Eşşeyh Ebubekr Delf bin Ca’fer eş-Şibli
Ebu’l-Fadl Abdü’l-Vahid bin Abdü’l-Aziz Temini
Ebu’l-Fereç Yusuf et-Tarsusi
Ebu’l-Hasan Ali bin Muhammed bin Yusuf el-Karşi el-Hakkari
Kadiyü’l-Kudat Ebi Said el-Mübarek bin Ali el-Mahzumi el-Bağdati
Pir-i Tarikat Muhyi’s-Sünneti ve’d-din Gavsü Rabbi’alemin ebi Muhammed muhyiddin Abdülkadir el-Geylani el-Haseni el-Hüseyni Rıdvanullahi aleyhim ve raduanhu
 
Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks) Hocaları ;
Fıkıh İlminde;
Ebu Sa’id el-Muharrimi (Mahzumi),
Ebu Hattab,
Kadı Ebu Hüseyin,
Hadis İlminde;
Ebu  Galip bin Bakıllani,
Cafer es-Serrac,
Ebubekir Süsen,
Ebu Talip bin Yusuf
Edebiyat İlminde;
Tebrizli Zekeriyya
Tasavvufa İntisabında;
Ebu’l-hayr Muhammed bin Müslim ed-Debbas
Mürşidlik Hırkasını giymede,
Ebu Sa’id el-Muharrimi (Mahzumi) dir.
 
Hz. Abdülkadir Geylani’nin (ks) Mürşidi , Ebu Sa’id Mübarek el-Mahzumi’dir (ks). Mahzumi (ks) , evliyanın ekabiri,esfiyanın bürhanı, Ariflerin kıdvesi, saliklerin zübdesi , ulum-i zahir ve batıneyi cami bir pir-i tarikat ve vakıf-ı raz-ı hakikat olup  Şeyh Ebu’l-Hasan Hakkari (ks) hazretlerinin en kamil hulefasından idi. Hz. Hızır aleyhisselam ile çok sohbetleri olup Hanbeli Mezhebine mensubdu.
Ebu Said el-Mahzumi’nin (ks) , Bağdat’ta, Babül Ezc denilen yerde bir medresesi vardı. Sonra bu medrese Hz.Gavsul Azama verildi, orada ders vermeye başladı. Medrese, insanlara yeterli gelmeyince dışarıdan bazı yerler ve binalar bu medreseye ilave edilerek genişletildi. Yeni medrese 528 yılında tamamlandı. Ve o’nun ismi ile anılmaya başlandı. Diğer ülkelerden birçok âlimler, Sâlihler gelip ondan ilim dinlediler. Ders aldılar. İlmin her dalında yararlı bilgiler edinip yurtlarına döndüler.
Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks) mübarek çocuklarının her biri , babalarının yolunu ayrı ayrı devam ettiren birer yıldız idiler. “Ashabım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayete erişirsiniz “ Hadis-i Şerifinin , Yüce Ashab-ı Kiram hakkındaki bu beyan-ı nebevisine uygun olarak , ümmet-i merhumenin Resulullah (as) aşığı olan bu yüce velayet önderlerinin her birinin de , birer mürşid-i kamil  ve Rehber-i Rah-ı Hak oldukları hususu katidir.
 
Hüseyin Vassaf’ın “Sefine-i Evliya “ adlı eserinden  ve de  Sadık Vicdani’nin “Tomar “ adlı eserinden elde ettiğimiz malümata nazaran , Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks) çocuklarının her birinden ayrı ayrı kolların teessüs ettiği anlaşılmaktadır.
Mesela Eşrefoğlu Abdullah Rumi’nin  (ks) kurduğu, Eşrefiyye Şube-i Kadiriyyesi  ,Hz.Pirin Mübarek evladlarından Seyyid Şemsüddin’e (ks) dayanmaktadır.
Seyyid Abdülkadir Geylani (ks)
Seyyid Şemsüddin Geylani (ks)
Seyyid Hüsamüddin Şefik (ks)
Seyyid Ahmed Şihabüdin (ks)
Seyyid Alaüddin (ks)
Seyyid Hüseyin El Hamavi (ks)
Eşrefoğlu Abdullah Rumi (ks)
 
Yine , Mustafa Müştak Kadiri’ye (ks) mensub olan Müştakiyye şubesi , Hz.Pirin Mübarek evladlarından Seyyid Abdülvehhab’a (ks) dayanmaktadır.
Seyyid Abdülkadir Geylani (ks)
Seyyid Abdülvehhab Geylani (ks)
Seyyid Muhammed (ks)
Muhyiddin (ks)
Seyyid Hasan (ks)
………
Seyyid Abdülcelil Bitlisi (ks)
Mustafa Müştak El Kadiri (ks)
 
Yine , Seyyid Dede Osman Avni ‘ye (ks) ulaşan iki koldan birisi , Hz.Pirin Mübarek evladlarından Seyyid Ebubekir Abdülaziz’e (ks)  dayanmaktadır.
Seyyid Abdülkadir Geylani (ks)
Seyyid Ebubekir Abdülaziz Geylani (ks)
Seyyid Muhammed el Hattak (ks)
Seyyid Şemsüddin (ks)
Seyyid Şerafüddin (ks)
Seyyid Zeynüddin (ks)
…….
Seyyid Süleyman el Bağdadi (ks)
Seyyid Ali el Bağdadi (ks)
Seyyid Eyyüb Urfevi (ks)
Seyyid Dede Osman Avni Urfevi ks)
Yine , Seyyid Dede Osman Avni ‘ye (ks) ulaşan  Osman el Cili (ks) kolu  , Hz.Pirin Mübarek evladlarından Seyyid Abdürrezzak  Geylani’ye  (ks)   dayanmaktadır.
Yine, Muhammed Garibullah el Hindi ‘ye (ks) mensub olan Garibiyye Şubesi de ,  Seyyid Abdürrezzak  Geylani’ye  (ks)  dayanmaktadır.
Seyyid Abdülkadir Geylani (ks)
Seyyid Abdürrezzak Geylani (ks)
Seyyid Abdullah el Hüseyni (ks)
…….
Seyyid Muhammed Enis (ks)
Muhammed Garibullah el Hindi (ks)
 
Yine , Şuubat-ı Kadiriyyeden olan İseviyye Kolu , Hz.Pirin Mübarek evladlarından Seyyid İsa   Geylani’ye  (ks)  mensubdur.
Seyyid Abdülkadir Geylani (ks)
Seyyid İsa Geylani’ye  (ks)
 
Yine , Şuubat-ı Kadiriyyeden olan Hilaliyye  Kolu , Hz.Pirin Mübarek evladlarından Seyyid Muhammed Şemsüddin Geylani’ye (ks)   dayanmaktadır.
Seyyid Abdülkadir Geylani (ks)
Seyyid Şemsüddin Geylani (ks)
Seyyid Hüsamüddin Şefik (ks)
Seyyid Ahmed Şihabüdin (ks)
Seyyid Alaüddin (ks)
Seyyid Hüseyin El Hamavi (ks)
Mustafa Latif (ks)
Muhammed Hilalürram el hamedani (ks)
 
Yine , Şuubat-ı Kadiriyyeden olan İsmailiyye  Kolu , Hz.Pirin Mübarek evladlarından Seyyid Abdürrezzak Geylani ‘ye (ks)  dayanmaktadır.
Seyyid Abdülkadir Geylani (ks)
Seyyid Abdürrezzak Geylani (ks)
Seyyid Ebu Salih Nasr Geylani (ks)
……
Ahmed errumi (ks)
İsmail errumi (ks)
Hz. Pir’in  (ks) yolunu devam ettiren mübarek çocuklarının yanı sıra , başka hulefası da mevcuttur. Bunların en meşhurları;
Ebu Medyen Mağribi
Ebul Abbas Arif
Sıdk Bağdati
Beka bin Batu
Ali bin Hiti
Muhammed bin Evani
Ebu Suud bin Şıbli
Kadibulban Musuli
Yunus Kassab bin Haşimi
 
 
Seyyid Abdürrezzak Geylani (ks);
Gavsülazam Muhyiddin Seyyid Abdülkadir Geylani’nin (ks) oğlu olup  Hicri 528 yılı, Zilkade ayında dünya alemine ziynet verdi.
Küçük yaştan itibaren mübarek babalarının manevi terbiyesi altında ve rahle-i tedrisatında maddi ve manevi  ilimleri  tahsil ile kemale erişmiş, Hz.Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks) yolu, ekseriyetle O’nun (ks) ve O’nun(ks) mübarek soyundan gelen Seyyid Şerifler vasıtası ile  yeryüzünde yayılmış, nice münkirlerin iman ile şereflenmesine vesile olmuş ,İslam aleminin her tarafında Hak aşıklarını,derya-yı ehadiyyetten kana kana içirmiş , mübarek cedleri Kainatın Efendisi Hz.Muhammed Mustafa’ya (sav) yakınlık ve muhabbet ufuklarında , velayet semasının cihanı aydınlatan güneşleri yapmıştır.
Seyyid Abdürrezzak Geylani (ks), mübarek babalarına çok yakındı.Hz.Şah Abdülkadir Geylani’den (ks) pek çok rivayetlerde bulunmuş, O’nun (ks) hayatında geçen pek çok olayı nakletmiştir. O’nun (ks) vaazlarını kendi elyazısı ile kitap haline getirmiştir.Babasının son hac seferinde hac kafilesini idare etmiştir.
Bağdat’ın doğusunda bulunan ‘Hilbe’ şehrine nisbetle kendilerine ‘Hilebi’ denmiştir.
H.630 Yılı Şevval Ayında  Bağdat’ta dar-ı bekaya rıhlet etmiştir.
Vefat ettiği günü takip eden gün sala okunmuş, halk her taraftan gelip toplanmış, cenazesi şehrin dışına çıkarılarak ,orada on binlerce kişi tarafından cenaze namazı kılınmıştır.Sonra ‘errasafe’ camisine omuzlarda  taşınmış, orada da namazı kılınmıştır. Daha sonra halifeler türbesinin kapısına getirilip orada da tekrar namazı kılınmıştır. Son olarak  Dicle nehrinden geçirilip ‘Babı harim’e’ getirilip orada da  namazı kılınmış, böylece , O’nu(ks) çok seven ve  O’nun(ks) cenaze namazına iştirak etmek isteyen ve Bağdat şehrinin muhtelif yerlerinde bulunan insanların arzusu yerine getirilmiş , neticede  ‘ Hilbe’ denilen mevkide ‘Ahmet’ kabristanı’na defnedilmiştir.
Tarihçiler, O’nun (ks), Çok doğru, son derece güvenilir, Peygamberimiz’in(as) Hadis-i Şeriflerini son derece iyi kavrayan ve Hadis bilgisi dorukta olan bir Muhaddis , Hanbeli mezhebinde fetva veren kudretli bir fıkıh alimi, Kur’an-ı Kerimin lafzını ve yüce anlamını cem eden  kurra bir  hafız, kendini Hakk’a kulluğa adamış zühd, vera ve takva sahibi bir zat-ı alikadr olduğunda sözbirliği etmişlerdir.
Pek güzel bir el yazısına malikti.Hadis rivayet etmeyi ve talebelerini çok seven Seyyid Abdürrezzak Geylani (ks), Başta Hadis ilmi olmak üzere çeşitli ilim dallarında ders okutmuş, pek çok öğrenci yetiştirmiştir..
Şemseddin
Abdurrahman
Kemal Abdurrahim
Ahmet bin eşŞeyban
İsmail el Askalani
İshak bin Ahmet
Ali bin Ali hatib
Abdürrezzak’tan(ks) icazet alan alimlerdendir.
Eddenisi,
İbnünneccar
Eddıya
Ennecib
Abdüllatif
Ettaki el Beldani    
Seyyid Abdürrezzak’tan (ks) rivayet eden alimlerdendir.
Vera , Zühd ü Takva  , şahsiyet  ve izzeti nefis sahibi bir Hak Dostu olan Seyyid Abdürrezzak Geylani (ks), son derece cömert idi. Cumalar hariç , ibadet için evine kapanırdı. Haya ve edebi son  derece yüksekti. Her anı ,Cenab-ı zülcelal vel kemal hazretlerinin murakabesi ile geçen, her yönüyle Hz.Muhammed Mustafa’nın (sav) Ahlakı ile ahlaklanmış , fakru zarurete gayet mütehammil, zahid, abid, kanaat ve iffet sahibi, Selefin yolundan giden  şerifül menzile yüce bir veli idi.
O’nun(ks) mübarek sohbetlerinde pek çok veli yetişmiştir. Bu zat-ı şerifler Hz.Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks) manevi iklimini dünyanın her tarafına taşıyan veliler kervanına rehberlik eden güzide şahsiyetlerdir.
Seyyid Ebu Salih Nasr Geylani(ks)
Seyyid Abdullah elHüseyni (ks)
Seyyid Osman Geylani (ks),
Seyyid Abdürrezzak Geylani’den (ks) icazet alan  büyük velilerden bazılarıdır.
Bir gün ,Hz Abdülkadir Geylani (ks) ,mecliste halka ateşli konuşmalar yapıyordu.Bir Ara 'Benim bu söylediklerimi, Kafdağı  arkasında, kalbleri Hazretül Kudsün yanında bir topluluk dinlemektedir.Başlarındaki giysileri, neredeyse Rablarına olan şevklerinden tutuşup yanmak üzeredir. Mecliste oturanlar arasında bulunan Seyyid Abdürrezzak (ks) başını semaya kaldırıp bakınca durumu müşahade etti.Başlığı tutuşup yanmaya başladı. Hz. Şah Abdülkadir Geylani (ks) kürsiden indi ve onu söndürdü.Ve 'Ey Abdürrezzak! Sen de onlardansın, gördüklerini anlat ' buyurdu. Seyyid Abdürrezzak (ks) biraz düşündükten sonra gördüklerini anlatmaya başladı.'Başımı kaldırıp göğe bakınca birçok kimsenin huşu içinde babamı dinlediklerini gördüm.Kimisinin elbisesi, tutuşmuş yanıyor, kimi feryad ediyor, kimi düşüp bayılıyor, kimi korkudan titriyordu'
Ve yine Seyyid Abdürrezzak Geylani (ks ) nakleder ki;
'Babam hacca gittiği sene ben de onunla beraberdim. Zamanın kutuplarından , Meşayıhın büyüklerinin şeyhi, Ariflerin önderi,zahiri kerametler, yüce makamlar ve övünülecek haller sahibi Şeyh ibni Merzuk’la,   Mağrib meşayıhlerinin önderi, Ariflerin büyüğü, muhakkıkların imamı , yüce makamlar ve haller sahibi, kerametlerin sudur ettiği büyük veli   Şeyh Ebi Medyen Mağribi arafatta Babam’la buluştular.Ondan(ks) bereket hırkasını alıp giydiler. Onun önünde diz çöküp pek çok bilgi edindiler.'
Seyyid Abdürrezzak (ks), babası Hz.Şah Abdülkadir Geylani’ye (ks) , velayet halinin kendilerine ne zaman nasib olduğundan sual etti.Hz.Şah Abdülkadir  (ks), cevaben;
’10 yaşımda iken yolda ve mektebte etrafımda melekleri görürdüm.Melekler beni gördükçe ‘Şu Allah’ın(cc) dostuna yer açın derlerdi. Yine bir gün melekler bu şekilde konuşurlarken, kalb gözü açık bir zat, ‘bu çocuk kimdir?’ diye meleklere sordu, melekler de ‘bu çocuk mertebesi çok yüksek bir veli olacaktır’ diyerek cevap verdiler, o zaman velayete namzed olduğumu anladım’ buyurdular.
Seyyid Abdürrezzak Geylani(ks), İslam Tarihinde , ‘Ebu Bekir’, ‘Sıracül Irak’, ‘Cemalül eimme’, ‘Fahrül Huffaz’, ‘Şerefül alam’,’Kıdvetül Evliya’ ,‘Cemalül Irak’, ‘Es sufi’,  ‘Tacüddin’, ‘Şeyhul Kıdve’, El Hafız’,  gibi isimlerle anılmıştır.
Seyyid Abdürrezzak (ks), Reşadet ve kudret-i kerametle temeyyüz etmiştir.Cenab-ı Abdürrezzak (ks) , ‘Cemalül Irak ‘ lakabı ile mahzar-ı tebcil-i ehl-i tariktir.
Seyyid Abdürrezzak (ks), Gavsül Azam, Muhyissünneti veddin, Gavsü rabbil alemiyn,Gavsüssekaleyn, Gavsüssemedani, Kutburrabbani, Mahbubu sübhani, Kandilünnurani,Bazül eşheb, Eşşeyh Esseyyid  Eşşerif Şah Abdülkadir Geylani’ye (ks) açılan bir büyük kapıdır.
Bu yüce kapı öyle bir Muhabbet okyanusuna açılır ki, o gönül okyanusunun sahibi ,
Önceki güneşlerin hepsi battı  ve gitti, bizim güneşimizse batmayacak ebedi’
 ve
‘Bu ayağım bütün evliyanın boynu üzerindedir ‘
buyurarak , Seyyid Ahmeterrufai’nin (ks) ifadesi ile bir Rabbani emri yerine getirmiştir.
Ariflerin önderi Şah-ı Nakşibend Muhammed Bahaeddin-i Buhari (ks), kalbine , ‘Allah(cc)’ ism-i celilini nakşedenin ,alem-i manada Hz. Şah Abdülkadir Geylani (ks) olduğunu, bu sayede gönül aleminin açılıp müşküllerin çözüldüğünü belirtmekle,
Hindistan Velilerinin büyüğü, Ariflerin sertacı, İmam-ı Rabbani Ahmed Faruk Serhendi de (ks), Mektubatının  3. cilt 123. mektubunda , ‘Oniki İmamın vazifesinin yani velayet yolunda Hakka vuslat edeceklere ulaşacak feyz, rüşd, hidayete vesile olma işinin ,kıyamete kadar ,Hz.Şah Abdülkadir Geylani’ye (ks) yüklenildiğini’, ifade buyurmakla   bu emri rabbaninin delalet ettiği manaya işaret etmişlerdir.
‘El erbeıyne an erbeıyne Şeyhan  fil Hadis’
‘Celayilülhatır min kelami şeyh Abdülkadir.’
Seyyid Abdürrezzak’ın(ks) eserlerindendir.
‘Celayilülhatır’ adlı eser, ‘Keşfüzzünun’da’ zikredilmiştir.İçeriğinde iki meviza vardır. Birinci mevizası Hz.Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks) ‘Fethürrabbani’ adlı eserindeki 59. meviza ile ikinci mevizası, ‘Fethürrabbani’nin 57. mevizası ile aynı tarihi taşımaktadır.
Eser, Süleymaniye kütüphanesi, Bağdatlı Vehbi, Nr.685 de bulunmaktadır.
Seyyid Abdürrezzak(ks) , Hz.Şah Abdülkadir Geylani’nin(ks) vaazlarını yazarak cem etmiş ,onları kitap haline getirmiştir. ‘Fütuhul Gayb ‘ adlı eser, Hz.Şah Abdülkadir’in (ks) 78 vaazının , Seyyid Abdürrezzak (ks ) tarafından yazılıp kitap haline getirilmesi ile oluşmuştur.
Fütuhul Gayb’ adlı eser, Hz.Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks) menakıbını içeren ‘Behcetül esrar, Kahire,1304’ adlı eserin sayfa kenarlarında yayınlanmış, eserin sonuna  , Hz.Şah Abdülkadir’in (ks) , Seyyid Abdürrezzak’a (ks) son vasiyeti, şeceresi, akide-i diniyyesi ve  yazdığı  kasideler ilave edilmiştir. Futuhul Gayb’ adlı eser, İbni Teymiyye tarafından ‘Şerhu Kelimatı min Fütuhul Gayb ‘ adı altında şerhedilmiş, ‘Camiurresail, Cidde, 1984 ’ adlı eser  bünyesinde yayınlanmıştır.
Tasavvuf yolu ,Hz. Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks) çocukları ve torunları vasıtası ile yayıldığı için , Seyyid Abdürrezzak’ı (ks) anlatırken O’nun (ks) çocuklarını ve torunlarını da zikretmek yerinde olacaktır.Her biri hidayet rehberi olan bu Ehl-i Beyt-i Resulullah’ın (as) İslam’ı tebliğ ve füyuzat-ı muhammediyyeyi , insanların (as) kalblerine nakşetmek için vakf-ı can etmelerinin tarihe düşen kayıtlarının , yeterince  araştırılıp ele alındığını söylemek mümkün değildir. Bu zevat-ı kiram Cenab-ı Zül Celal’in kullarına özel bir ihsanıdır dense sezadır. Bu Zatlar, hem Seyyid,yani Hz.Hüseyin(ra) soyundan  hem de şerif yani  Hz.Hasan(ra) soyundan gelmektedirler. Geylaniler ,Ehl-i Beyt-i Resulullah’ın (as) , karabet ve zühd ü takva yönünden Hz.Peygamber’e (as) en yakın olanlarıdır.
Hz.Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks)( H.470-561)  cihanı aydınlatan 10 çocuğu vardır. Seyyid Ebubekir Abdülaziz (Vefatı 602-Cibal), Seyyid Abdülcebbar (V 575-Bağdat), Seyyid İbrahim (V 592- Vasıt) , Seyyid Abdullah (V 598 Bağdat), Seyyid Yahya (V 600- Bağdat) , Seyyid Musa (V 618 Suriye-Şam-Sefhkasyon), Seyyid Abdülvehhab (V 593 Bağdat) , Seyyid İsa (V 573 Mısır) , Seyyid Şemsüddin Muhammed (V 600 Bağdat) , Seyyid  Abdürrezzak (V 630 Bağdat)
Seyyid Abdülvehhab (ks) babasının medresesinde O’na (ks) vekaleten ders okuttu.Pek çok veli yetiştirdi.Fetvada kalemi eşsiz, edip, fasih, cömert bir zat-ı şerifti.
Seyyid Abdürrezzak(ks), Seyyid Muhammed(ks), Seyyid Abdülcebbar (ks) Bağdat’ta ilim öğretmiş, Hadis okutmuş, irşad faaliyetlerini sürdürmüşlerdir.
Seyyid İsa (ks), Şam ‘da ve Mısır’da irşad faaliyetlerinde bulunmuş, ilim öğretmiştir.
Seyyid Abdülaziz(ks), Askalan’da gazada bulunmuş, Küdsü şerifi ziyaretten sonra Cibale yerlermiş, orada irşad faaliyetlerinde bulunmuştur.
Seyyid İbrahim (ks), Vasıt’ta, Seyyid Yahya(ks) Mısır’da, Seyyid Musa (ks) Mısır ve Suriye’de irşad faaliyetitlerinde bulunmuşlardır.
Bu kadri yüce zatların her biri  ve onların torunları , din-i mubin-i islamı , bütün yeryüzüne yaymak , tüm insanlığa , Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) muhabbetini, taşımak için  azimle çalıştılar.Her biri , insanların yolunu aydınlatan birer hidayet yıldızı oldular.
Seyyid Abdürrezzak Geylani'nin (ks) soyundan gelen zevat-ı kiram , Kalaidül Cevahir adlı eserde belirtildiği kadarı ile aşağıdaki şemada gösterilmiştir.
 
Seyyid Abdürrezzak Geylani’nin  (ks) ,çocukları ;
Seyyid Ebu Salih Nasr( V 633 Bağdat)
Seyyid Abdurrahim (V 606 Bağdat)
Seyyid Fadlullah (V 656 bağdat)
Seyyid İsmail ( Bağdat)
Seyide Aişe
Seyide  Saadet’ dir
 
Seyyid Ebu Salih Nasr (ks) (Ö.633/1235) ,   Başta Fıkıh ve Hadis olmak üzere diğer ilimlerde de payesi olan , zühd ve takva sahibi bir zat idi. Bağdat’ta ‘kadıyülkudatlık’ vazifesi , halife tarafından kendisine tevdi edildi. Bütün ülkenin kadısı oldu.Dedesi Hz.Şah Abdülkadir’e (ks) çok benzerdi.‘İrşadülmübtedin’ adlı bir fıkıh kitabı yazdı.
Seyyid Abdürrezzak’ın (ks) diğer çocukları gibi, kızları da maddi ve manevi ilimleri tahsil ile kemale ermiş, alime, saliha, zahide idiler. Seyide Aişe, hadis-i şerif rivayetinde bulunmuştur.Seyyid Nasr’ın (ks) oğlu Seyyid Muhammed’in (ks) oğlu Seyyid Ahmed’in (ks) soyundan gelen zatlar Suriye’nin ‘Hama’ şehrinde yaşamış, Seyyid Alaadin Ali (ks) hariç, hepsi ‘Hama’ şehrinde vefat etmişlerdir. Seyyid Alaadin Ali(ks) , Kahire’de vefat etmiştir.Bu zatlar Suriye ve  Mısır’da irşad faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Tarihçiler, tasavvufu  Pengal’de  neşredenlerden birinin de Seyyid Abdürrezzak’ın(ks) torunlarından ‘Şah Kumeys’ olduğunu yazarlar.Hz.Şah Abdülkadir Geylani’nin (ks) torunlarından Seyyid Seyfeddin’in ,Sind ülkesine göç edip 10 yıl süren bir çalışma ile 700 den fazla ailenin İslam’la şereflenmesine vesile olduğu  bilinmektedir.

 

 


Seyyid Dede Osman Avni Baba Rehavi (ks) ;

Urfa’da yetişen büyük mütefekkir ve mutasavıflardandır. Doğum tarihi bilinmemektedir.Babasının adı Ebdal Muhammed (ks), dedesinin adı Eyyub (ks), büyük dedesinin adı Bekir’dir (ks).Seyyid olup, bütün fertleri mutasavvıf olan bir ailenin çocuğu olarak bu şuhud alemini şereflendirmiştir.Hayatını Urfa’da Mevlid-i Halil Dergahında , insanları irşad ile geçirmiştir.O zamanlar Halep vilayetinin Urfa Sancağında bulunan Mevlid-i Halil Tekkesi Vakfından kendilerine senelik 1500 kuruş tahsisat ayrılmıştı.1814 yılında babası Ebdal Muhammed (ks), bu fani alemden göçtü.Mevlid-i Halil Dergahında bulunan kabirlerin ikisinin, kardeşlerine ait olduğu anlaşılmaktadır. Bunlardan biri, 1814 yılında vefat eden Eyyub Efendi (ks), ikincisi, 1867 yılında vefat eden Sofi Muhammed Efendidir (ks).1883 yılında bu fenaya veda eden Dede Efendi (ks), cedlerinin de bulunduğu ,Hz.İbrahim (as) Dergahının avlusundaki küçük kabristana defn olunmuştur.Hayatını zühd ve takva ile geçiren Dede Osman Avni’nin (ks) vefat ettiği zaman hayatta çocuğunun bulunmadığı kaynaklardan anlaşılmaktadır.Dede Efendi (ks) ile mübarek cedlerinin ve hulefasının medfun bulunduğu bu küçük kabristan , Hz.İbrahim’in (as) dünyaya teşrif buyurdukları mağara ile dergah hücreleri arasında , Mevlid-i Halil Camisi avlusunun güneyinde yer almaktadır.Bu kabristanda sekiz kabir vardır.İki kabirde mükerrer defin yapılmıştır.Kabristanın girişindeki tarihi kitabede şöyle yazılıdır.
“Burası sırrı yüce olsun , bütün evliyanın sultanı Gavsülazam Hz. Abdülkadir Geylani’nin pak dergahıdır”
Dede Efendi’nin (ks) Kabri, bu mübarek mekanın önünde ve doğusundadır.
 
Dede Efendi’nin(ks) yaşadığı ve irşad faaliyetlerini sürdürdüğü bu mübarek makam için pek çok mutasavvıf şair, medhiyeler kaleme almıştır.Urfa’lı Şair Nabi’nin bir nazmı bu makamın kitabesinde ilgi çekicidir.Bu nazmın sadeleştirilmiş hali şöyledir.
“Burası Allahu Teala’nın yarattığı beldelerin hayırlısı olan Ruha şehridir.Bu makam Kudsi Hicaz’dan gayrı bütün makamlardan yücedir..Güzellik ve şerefte bu makam gönülleri cezb eder.Burası Enbiyanın ceddi olan Allah’ın(cc) Halili’nin (as) doğduğu yerdir.Burası , Halil'e (as) serin ve selamet olan Ruha’dır.”
Dergah, Tasavvuf Büyüklerinin ikamet edip, irşad faaliyetlerini sürdürdükleri veya kabirlerinin bulunduğu yer anlamına gelen tasavvufi bir deyimdir.
Urfa’daki bu makam, konumu ve manası ciheti ile Mekke-i Mükerreme’yi hatırlatmaktadır.Kabe’nin mimarı Hz. İbrahim’in (as) doğduğu mağara , bu kutsal mekanda yer almaktadır.Bu mağaranın batısında Osmanlı dönemi Mimarisi olan Mevlid-i Halil Mescidi vardır. Bu mescidin ön yüzündeki kitabedeki tarihi mısralar bugün hala dergahlarda okunan şu güzel sözleri ihtiva etmektedir.
Cirağ-ı mescid , mihrab-ı minber
Ebubekir ,Ömer , Osman ü Haydar
Mağaranın doğusunda, Dede Osman Avni ‘ye (ks) ait emanetlerin sergilendiği küçük bir hücre vardır.Dede Efendi’nin (ks) günümüze kadar ulaşabilen sancakları,muinleri, tesbihi,külahı,tacı,keşkülü, şamdanları Mevlid-i Halil Medresesine vakfettiği Aşıkpaşa’nın ‘Garibname’ adlı eseri bu hücrede ziyarete açıktır. ‘Garibname’nin’ vakfiyesinde,
“Aşıkpaşa ismindeki bu kitabı Ceddülenbiya Makamının hizmetçisi ,Şeyh Dede Osman Er-Ruhavi (ks) Cenab-ı Hakkın rızası için Mevlid-i Halil Medresesine vakfetmiştir.Okumak isteyen bundan men edilmemelidir. Ve buradan dışarı ancak kuvvetli bir rehin ve kefil karşılığında çıkarılabilir ” yazılıdır.
Burada aynı zamanda Hz.Resulullah’ın (as) Sakal-ı Şerifleri de bulunmaktadır. Bu hücrenin doğusunda , Dede Efendi’ye(ks) ve diğer Kadiriyye Ricaline ait kabirlerin bulunduğu küçük bir kabristan ile bitişiğinde medrese odaları yer almaktadır. Bütün bu külliyeye dergah adı verilmiştir.
Dergahta bulunan kitabeler ile tercüme ve sadeleştirilmiş halleri şöyledir.
1-Dede Efendi’nin (ks) Kabri:
Kabrin baş dikmesinde,
“Haza kabrü el merhum el mağfuru lehu, hadimü hazel makamil mübarek , el mukbilu alellah vel mu’ridu ammen sivahu, Eşşeyh Esseyyid Dede Osman Avni ibni Eşşeyh Esseyyid Ebdal Muhammed Baba, kad intekale min daril fena ila daril beka bi nidai irciı, fi Şehri Zilkade eşşerife, sene 1300”
 yazılıdır.
“Bu Kabir günahları bağışlanmış,hakkın rahmetine kavuşmuş ,bu mübarek makamın hizmetçisi , Allah’a (cc) yönelmiş,Ondan(cc) başka her şeyden i’raz etmiş, Eşşeyh Esseyyid Ebdal Muhammed Oğlu Eşşeyh Esseyyid Dede Osman Avni’nindir. irciı nidası ile 1300 senesi Şerefli Zilkade Ayında fena aleminden beka alemine intikal etti.”
Kabrin ayak dikmesinde,
“Günahım çok mukirrim ya ilahi, ümidim geru sen perverdigare,ilahi red kılma mürüvvetinden,kapına gelmişim ben yüzü kara, günahkarım deyu derviş ümidin kesme, Muhammed Mustafa (as) gibi şefaatkarımız vardır.Katre-i eşkimle Rumi fevt tarihin verdim .Kurb-i Hakkı tuttu menzil-i münevver-i Osmani,Hüvel Hayyül Baki, irham hali ya Munis ya Selam”
“Ya İlahi günahım çok, bunu ikrar ediyorum.Ümidim terbiye edip kullarını rızıklandıran sanadır.Kapına yüzüm kara geldim.Beni ihsanından red kılma ! Ey derviş! Günahkarım diye ümidsiz olma ! Hz.Muhammed Mustafa (as) gibi bir şefaatçımız vardır. Gözyaşımın damlası ile rumi vefat tarihini verdim.Osman Efendi’nin nurlu menzili Hak yakınlığını tuttu.O Allahü Teala Hay ve Bakidir. Halime merhamet et.! Ya munis ya Selam!”
2-Bu Derviş Eyyub’un(ks) oğlu, Merhum Ebdal Muhammed’in (ks) kabridir.1129 yılı Rebiülahir Ayında vefat etti
3-Bu ,Bekir’in oğlu, fakirin hizmetçisi merhum ve mağfur Derviş Eyyub el Kadiri’nin(ks) kabridir.Allah(cc) ,kabrini nurlandırsın.1195 yılı şerefli Zilhicce Ayında Allah’ın(cc) rahmetine kavuştu.
4-Bu,Molla Muhammed’in oğlu Merhum Dede İbrahim’in(ks) kabridir.Allah(cc) kabrini nurlandırsın.1120 senesinde vefat etti.
5-Bu, mübarek makamın hizmetçisi Evliya Mustafa’nın(ks) oğlu Merhum Sofi Muhammed’in(ks) kabridir.1304 yılında fena aleminden beka alemine göçmüştür.
6-Bu, Derviş Ebdal Muhammed’in(ks) oğlu Derviş Seyyid Eyyub Efendi’nin(ks) kabridir.Allahü Teala ikisine de rahmet eylesin.sene 1229
İkinci defin, Derviş Esseyyid Ahmet (ks) oğlu Derviş Esseyyid Hafız Süleyman Efendi (ks) , 1272 yılı Zilhicce Ayında vefat etti. Allah(cc) rahmetine gark etsin.
7-Bu Derviş Ebdal Muhammed’in(ks) oğlu Sofi Muhammed’in(ks) kabridir.1282 yılında Allah’ın(cc) rahmetine kavuştu.
8-Bu Müslim’in Oğlu, mübarek makamın hizmetçisi Merhum Esseyyid Derviş Halil Hafız Efendi’nin(ks) kabridir.Allahü Teala (cc), Seyyidel mürselin hürmetine kabrini nurlandırsın ve Ondan razı olsun.1325 yılı Zilkade ayında vefat etti.
İkinci defin, “Dede Osman Avni Efendi’nin(ks) Halifesi Antep’li Mustafa Baba’nın(ks) kabridir.Sene 1340 Cemaziyelevvel”
  
Seyyid Abdürrezzak(ks) ve Seyyid Ebubekir Abdülaziz (ks) ,Hz. Abdülkadir Geylani’nin (ks) çocuklarıdır.
Kadiriyye yolu ,ekseriyetle, Hz.Pirin (ks) çocukları vasıtası ile neşrolunmuştur.
Seyyid Ebubekir Abdülaziz 'den (ks) gelip  Eyyub Urfevi (ks) vasıtası ile Dede Osman Avni Baba 'ya (ks) ulaşan silsilede , Eyyub Urfevi 'nin (ks) mürşidi olduğu anlaşılan , Aliyyül Kadiri (ks) , silsilede adı geçen diğer cedleri gibi, Bağdat’ta Nakibul Eşraf ve Kadiriyye vakfı mütevellisi idi.1289 da vefat etmiştir.Kabir taşında,
“Hz.Resululllah (as) efendimize daima bağlı kalmış,ahiret gününün korkusu ile Cenab-ı Hakkı fasılasız düşünmekle geçen ömrünü daima büyük ceddi Gavsül Azam’ın(ks) eserlerini payidar kılmaya harcamıştır.Süleymanül Kadirinin oğlu Aliyyül Kadiri burada medfundur “
yazılıdır. Aliyyül Kadiri’nin(ks) neseb-i alileri şu şekilde belirtilmektedir.
“Eşşeyh Esseyyid Abdülkadir Geylani’nin(ks) oğlu, Seyyid Abdülaziz (ks) neslinden, Seyyid Zeynüddin-i Kebir (ks) oğlu Seyyid Veliyüddin Kadiri (ks) oğlu Seyyid Nuruddin Kadiri (ks) oğlu Seyyid Hüsamüddin Kadiri (ks) oğlu Seyyid Muhammed Derviş (ks) oğlu Seyyid Zeynüddin Kadiri (ks) oğlu Seyyid Mustafa Kadiri (ks) oğlu Seyyid Süleyman Kadiri (ks) oğlu Seyyid Aliyyül Kadiri (ks) ..”
Seyyid Abdürrezzak'tan (ks) gelen silsile, Büyük Mutasavvıf , Edip Ziyaeddin Abdurrahman Halis (ks) vasıtası ile Dede Efendi'ye (ks) ulaşmıştır.
Tasavvuf Dergisinde , Haydarizade İbrahim Efendi, O’nu (ks) şöyle anlatır. 
“Ziyaeddin Abdurrahman b.Ahmed b. Mahmud (ks)  1212 tarihinde Kerkük’te madde aleminin şerefini artırmış, 63 yıl yaşadıktan sonra değerli bir misafiri olarak bulunduğu şu geçici dünyaya 1275 tarihinde veda ederek yüce cennetlere giriş kapısı olarak kabul ettikleri hakikat feyizlerinin yeri olan dergahında toprağa verilmiştir. Ziyaeddin Abdurrahman (ks), nuru bütün aleme yayılan, Hazreti Resulullah ‘a (as) ait özelliklerden tam anlamıyla pay sahibi olan kamil ve ariflerden olması sebebiyle, sufilerin yüksek ve derin düşüncelerine daldıkları zaman gayretinin büyüklüğü ve manevi halleri o kadar yücelirdi ki, lahut alemine ait hakikatleri anlatan lisanları; 
Ben öyle bir kuşum ki her akşam ve sabah Benim ıslığımla ( ötüşüme karşı ) arş dile gelir,diyerek ariflere yakışan bir övünme ile şakır, bir olgunluk derecesine ve bir yüce makama yükselirdi.Dostları ile bir mecliste sohbet esnasında dahi o kadar hoşgörülü, tatlı dilli, düzgün ve açık lisanlı olur, fikir ve vicdan hürriyetine o kadar sahip bulunurdu ki ; 
Ey Urfi! İyi ve kötü insanlarla öyle yaşa ki öldükten sonra müslüman seni zemzemle yıkasın, Hintli yaksın, 
ahlak kuralını benimsediği her hal ve davranışından anlaşılırdı.Her sabah ve akşam, hakikat yolunun dergahının sofrasında, ihsanlardan kısmetini alan birkaç yüz fakirin arasında müslüman olmayan milletlerden dahi bir çok ihtiyaç sahibi bulunurdu. Hatta bir gün o fakirlerin arasında bulunan bir mecusi gezginin, kendisine ait dini töreni dergahın içinde yerine getirdiği, şeyhin bazı bağlıları tarafından görülerek hakkında dergahtan kovma ve azarlama gibi bir işe girişilmişse de Abdurrahman Hazretleri (ks)  buna engel olmuştur. 
İfadelerimiz çeşitli, senin hüsnün ise tektir. Hepsi bu cemale işaret ediyor. 
Hele soyluluk ve el açıklığında; 
Nazar sahiplerinin yanında Süleyman’ ın mülkü hiçtir,belki Süleyman, mülkten azade olan kişidir, 
sözlerine tam uygun olup, onun yanında dünya ile ilgili mal ve süslerin zerre kadar üstünlüğü ve değeri yoktu. Çok kereler iyilik ve bağış eteğini arayıp bulma ümidi ile yüksek huzurlarına yüz süren ihtiyaç sahiplerine verecek para bulunmadığı zamanlar, dünyaya ilgisine sebep olarak gördüğü elbiseden bile vazgeçerek bağış buyururlardı. Bulunduğu, Hakkı bilme yolunun süslenme sebebi ve belki de tamamlayıcısı olan şiir sanatında dahi son derece güçlü idi. Şiirlerinin toplandığı, ‘Halis Divanı’ adlı kitabın okunup incelenmesinden de anlaşılacağı gibi, şiir sanatında en çok, Mevlana Celaleddini Rumi, Nur Ali ve Mağribi gibi tasavvuf ehli şairlerin en büyüklerinin tuttukları yola bağlı kalmayı daha çok tercih etmiş olduklarından dolayı, inciler saçan şiirleri baştan başa hakikatin manevi hazzı ile doludur. Bereket ve mutluluk sebebi olsun diye o nefis şiirlerinden birkaç mısra aşağıda verilmiştir.
Her nereye baksam gerçek maksadım senin yüzündür,
Fakat gözyaşı ile dolu iki gözümde senin hayalinden başka bir şey bulamam,
Hangi toprağa ibadet maksadıyla alnımı koysam
Taptığım ve maksadım sen, varlığım ve secde ettiğim sensin,
Kısaca sözü, insanlık kitabının hangi bir sayfasına getirirsek, Abdurrahman Hazretlerinin sıfatlanmış oldukları ahlakla ilgili faziletlerini hakkı ile açıklayabilmek imkansız olması nedeniyle, kendilerinin hakikat aleminin ne kadar büyük bir kamil eri olduğunu anlayabilmek için, zamanın alimlerinin en ileride bulunanlarından ve edebiyatçıların en büyüklerinden bulunan Berzençli Kadı Hüseyin’ in, Abdurrahman (ks) hakkında görüş duygularını açıklayıcı olmak üzere, düşüncelerini güzel ve noksansız bir şekilde dile getirdiği bir paragrafını kendime delil olarak alıyorum.
Gördüğümüzü Gördük!
Tekkenin baş köşesinde bir Pir oturuyordu
Dervişlik makamında sanki bir emir idi
Cemalinden bir ışık saçılmış, yanındakiler o nurla aydınlanmışlardı.
O baştan ayağa Zühre Yıldızı gibi nurdur
Sanki bütün sürurun özü odur
Derdi olan eğer yüzünü görse can ü gönülden sevince gark olur.."

'Nigara ' Gazeli, O'nun (ks) arifane eş'arındandır.

Nigârâ mülk-i cismim kenz-i ‘aşkınçün harâb ettim
Anı cânım yerine kalbde nâib-i menâb ettim
Derûn-i sînemi pâk eyledim ağyâr nakşından
Gönül kâşânesin ‘aşk-ı ruhınçün müstetâb ettim
Beyâbân-ı talebde pertev-i hüsnün şuâ’ından
Tenim baştan başa cevvâle-i mevc-i serâb ettim
Şarâb-ı nâbe ger meyl eylesem ma’zûr tut zâhid
Ki ben meyhanede pîr-i mugâna intisâb ettim
Cihânın gülşenine gelmemiş hüsnün gibi bir gül
Anınçün ‘âlem içre ‘aşk-ı hüsnün intihâb ettim
Hubâb-ı sakfı gerdûne ulaşsa himmetim nola
Ki ‘ömrüm sarf-ı râh-ı bir şeh-i ‘âli cenâp ettim
Medâris içre Hâlis görmedim ben ‘aşk sevdâsın
Anınçün ‘ilmimi meyhânede rehn-i şarâb ettim.
________
*Tasavvufi Şiirlerde , Pir-i Mugan: Mürşid-i Kamili ve Meyhane: Aşkın Pazarını, Sembolize eder.
Dede Efendi’nin (ks) adları tesbit edilebilen üç halifesi vardır.Bunlar ,
Urfa’lı Halil Hafız (ks), Antep’li Mustafa (ks) ve Kövenk’li Hacı Ömer Hüdayi’dir (ks).
Urfalı Halil Hafız (ks) ,1832 de doğmuştur. Babasının adı Müslim ,annesinin adı Ümmühan’dır.1907 yılında vefat etmiştir.7 Şubat 1880 tarihinde Dede Efendindin vefatından üç yıl önce Mevlid-i Halil Camiine imama tayin edilmiştir.İmam tayin oluşu ile ilgili berat şöyledir.
“Yüce Vakıflar Nezaretine bağlı vakıflardan Urfa’da bulunan Mevlid-i Halilürrahman Cami-i Şerifi ve Vakfından olmak üzere günlük 5 akçe vazife ile imamlık vazifesini yürüten Seyyid Abdullah’ın ve daha sonra da oğlu Abdurrahman’ın dahi çocukları olmadığı halde vefat etmeleri sebebi ile halen bu hizmeti eda eden , salihlerin özü, Hafız Halil’in kusursuz hizmet etmek şartı ile 1397 senesi Sefer Ayı yirmi üçüncü günü bu berat verilmiştir.”
Hafız Halil’in (ks), Dede Efendi’den (ks) sonra,dergahta resmi irşad yetkisi isteyen ve Dede Osman Avni(ks) hakkında önemli bilgiler ihtiva eden dilekçesi şöyledir.
“Hakir duacınızın yüce kapıya arzı şudur ki,Vakıflar nezaretine bağlı , Halep Vilayeti dahilindeki Urfa Şehrinde, Halilürrahman Gölü civarında bulunan , Mevlid-i Halil Aleyhisselam Tekkesi vakfından olmak üzre senelik 1500 kuruş vazife ile beratsız olarak , eskiden beri uygulandığı şekilde, mürşidlik vazifesini yerine getiren, Yüce Kadiri Yolu Halifelerinden , ibadet ve takvada yücelen büyüklerin meşhurlarından , yetmiş seneden beri zühd ve takva yolunda varlığını fena kılmış, Dede Eyyüb Efendi Oğlu Ebdal Muhammed Efendi Oğlu Mevlana Dede Osman Efendi Hazretleri (Allah onların sırlarını mukaddes kılsın) bundan önce çocuğu olmadığı halde vefat etmiş, varlığına ihtiyaç duyulan hizmeti sahipsiz kalmıştır.Bu sebepten işbu dilekçeyi gönderen , Kazancı Mahallesi sakinlerinden olup, Dede Osman Avni Baba Hazretlerinden terbiyesini ikmal ve maarifi tahsil ederek izin ve icazet alıp Yüce Kadiri Yolunda Halife ve Dede Osman Avni Baba’nın vefatından beri bu hizmeti yürütmekte olan Müslim Efendi Oğlu Hafız Halil Efendi duacınızın ,yukarıda geçen Urfa Şer’i Mahkemesinden halen vakıflar müdürü İsmail Efendi oğlu Mustafa Ragıb Efendi hazır bulunduğu halde toplanan yüce şeri mecliste , ulema ve meşayıh tarafından kendisine verilen şahadetname beyan olunmuştur.Bunun üzerine mürşidlik vazifesini hakkıyla ifaya muktedir ve buna hakkı ve liyakatı apaçık belli olduğunu hepsi ihtiyar etmiş, imtihanla da bu husus , mahkemede sabit olmuştur.Adı geçen mahallenin elli birinci hanesinde bir numara ile kayıtlı , yazım tarihinde elli bir yaşında olduğu elinde bulunan evraktan anlaşılan ve bugün askerlik yaşını geçmiş olduğu dahi, beşinci kolordu, redif sınıfı, otuz altıncı fırka yetmiş ikinci sancağına mensub yüz kırk üçüncü alayın birinci Urfa taburunun zabıtları tarafından tanzim edilen resmi evraktan da açıkça anlaşılmaktadır. Bu nedenle adı geçen Halil Hafız Efendi duacınıza kararlaştırılmış şartları tatbik ederek teveccüh etmeniz ve şerefli yüce beratınızı sadaka ve emir buyurulmak ricası ile bu dilekçe yüce huzurlanıza arzedilmiştir.Emir ve ferman Hazreti emir sahibinindir Bu dilekçe 1303 senesi Cemaziyelahir Ayı yedinci günü yazıldı.”
Bu Dilekçeye verilen cevapta,
“Salihlerin özü Hafız Halil için mahkemede verilen ilam ve Şeyhulislam tarafından kılınan işaret üzerine yüce vakıflar nezaretinden özetle ifade edildiği şekil ve gereğince fermanım olarak, 1313 senesi Cemaziyelevvel ayının ondördüncü günü işbu şanı yüce beratımı verdim ve buyurdum ki; adı geçen Halil Hafız Efendi mürşidlik vazifesini resmi olarak kusursuz hizmet etmek şartı ile icra ede..1313 senesi Cemaziyelahir Ayının onbeşinci günü yazıldı. “
Antep’li Mustafa (ks) 1921 yılında , Hafız Halil Efendi’den(ks) ondört yıl sonra vefat etmiş aynı kabre defn olunmuştur.Bu zat vasıtası ile Dede Osman Avni’nin (ks) yolu Antep’te intişar etmiştir.Bu husus şöyle belirtilir.
“Antep’teki tarihi Deveci Mescidi’nin İmamı Arap Baba(ks), Dede Osman Avni Baba’ya(ks) bağlıydı. Deveci Mescidi hem cami hem de Kadiri Tekkesi idi. Arap Baba(ks), Kuşadalı İbrahim Halveti’nin(ks) Antep’li Halifesi Aydi Baba’nın(ks) yeğeni idi.”
Hacı Ömer Hüdayi (ks), Elazığ'ın Kövenk Köyünde medfundur.
Bazı Mutasavvıf Şairler , Dede Efendi (ks) hakkında tasavvufi şiirler kaleme almışlardır.
1845 de Urfa’da doğan ve 1915 yılında vefat eden Şair Şeyh Halid , bir murabbasında,
“Genci gamda kaldı bu Halid yine zar u hazin
Yetmedi maksuda hayfa kim eder ah u enin
Dede gelmiş yüz sürüp dergaha bu kemter kemin
Kıl mürüvvet el gıyas ey bahrı eltaf-ı kerem”

 
Diğer bir Mutasavvıf Şair Urfa’lı Bikeszade Hulusi de şu mısraları dile getirmiştir.
“Kutb-i alemdir demadem Seyidi Osman Dede
Nur-i azamdır demadem Seyyidi Osman Dede
Zahir u batın yanında bir kuneydil içredir
Ana alemdir demadem Seyyidi Osman Dede
Nefsini alemde ahkar gördü öyle zat iken
Seyr-i ekremdir demadem Seyyidi Osman Dede
Hem keramet hem velayet hırka-yı puşundadır
Derde merhemdir demadem Seyyidi Osman Dede
Kıl kanaat ey Hulusi sana şefidir o zat
Kutb-i alemdir demadem Seyyidi Osman Dede”
Hasılı Seyyid Dede Osman Avni Ruhavi (ks) , mutasavvıfların övünç kaynağı,tasavvuf ilminde mütebahhir, evliyaullahın büyüklerinden ,kerametler sahibi bir pir idi.Apaçık kerametlere ve yüce makamlara sahipti.Sırrı açık basireti kuvvetli, duası makbul , himmeti yüce, zamanındaki mutasavvıfların imamı, zühd ve takvada benzersiz,muhakkık bir kamildi.Ariflerin önderi, saliklerin sığınağı, sırların hazinesi,tarikatın delili, hakikatın tercümanı idi.Genç yaşında irfan feyzine mahzar olmuştu.Kalblerin mahbubu , ulema ve sulehanın merğubu idi.Uşşakı Muhammediyyenin terbiyesine yetmiş yıl vakf-ı can etmişti.Elinden marifet şarabını içen nice zatlar ,aşk-ı Hüda ile sermest olmuştu.Manevi fütuhatlar ile bezenmiş yüce ruhları ravza-i cinana uçtuktan sonra, Kabr-i Enverleri uşşak-ı İlahinin ziyaretgahı ve iltica mercii olmuştur. Yüce menkıbeleri hala dillerde dolaşmaktadır Kaddesellahu sırrahu ve nefeanellahu bihi.


Seyyid Hacı Ömer Hüdayi Baba Kövenki (ks),
 
19.Yüzyılda Anadolu’da yetişen Evliyanın Büyüklerindendir. 1821 yılında Elazığ’ın Mürü köyünde doğdu.Babası Kaymazzadelerden İbrahim Efendidir. Askerlik görevini 1842 yılnda Erzincan’da Kırkserdarlar Askeri Teşkilatında Komutan olarak yaptı. Gördüğü bir rüyasında , kendisine “Zahiri vazifen sona erdi. Artık manevi vazifene başla “ denildi.Rüyasını Erzincan’da bulunan Terzi Baba namıyla meşhur, Mevlana Halid-i Bağdati'nin (ks) hulefasından ,Erzincan’lı Muhammed Vehbi’ye (ks) anlattı. Muhammed Vehbi (ks) O’nu ,Arapgir’de bulunan halifesi Ömer Ruhani ‘ye (ks) gönderdi.
Hacı Ömer Hüdayi (ks) , Arapgir’li Ömer Ruhani ‘nin (ks) ilm-i batın halkasına dahil oldu. Halidiyye 'nin bütün merhalelerini tamamlayıp mürşidinden hilafet almakla şerefyab olan Hacı Ömer Hüdayi (ks), önce , Elazığ’ın Perçenç Köyüne , oradan da , Kövenk köyüne gelip yerleşti. Kövenk'te yeni bir ev ve yanında mütevazi bir tekke inşa etti. Dergahına hergün yaklaşık ikiyüz-üçyüz civarında ziyaretci ve salikan gelip sohbetlerinden istifade ederlerdi.
Herkesin haline göre kelam eder, katı kalbleri yumuşatır, Hakk'a (cc) çekerdi.
Hacı Ömer Hüdayi (ks), Arapkirli Ömer Ruhani'den (ks) hilafet aldıktan sonra da ziyaret ve hizmetlerine devam etmişlerdir. Bu durum Ömer Ruhani'nin (ks) irtihallerine kadar devam etmiştir.
Hacı Ömer Hüdayi (ks), yetiştirdiği birkaç arkadaşı ile birlikte Hacca gidip, dönüşlerinde , Urfa'da Kibar-ı Meşayıhdan Dede Osman Avni 'nin (ks) yanında birkaç gün ikamet etmiş, Dede Efendi , aldığı manevi emir üzerine, Hacı Ömer Hüdayi'ye (ks) hilafet verip, hırkasını O'na giydirmiş, On iki İmam Hazeratına nisbetle adlandırılan on iki tasavvuf ekolünde de İrşad makamına eriştirmiştir.
Hacı Ömer Hüdayi (ks) ,Kövenk’te nasın irşadı ile meşgul olmuş, güzel huyu, takvası, kerametleri ile şöhret bulmuştur. Hacı Ömer Hüdayi (ks) güleryüzlü, mütevazi, çok cömert bir zattı. Bütün nasa maddi ve manevi ihsanlarda bulunurdu.Mübarek nazarlarına mazhar olanların O’nun cezbesine kapılmamaları mümkün değildi. Devlet Ricali, halli zor müşküllerini gelip O’na danışırdı.
Anadolu’nun yetiştirdiği kümmeliynin büyüklerinden olan bu kutsal gönüllü veli, “İhtiyacı olup da bizden yardım istemeyenin yüzü bir kara, istendiğinde eğer biz yardımına yetişmezsek bizim yüzümüz iki kara olsun , biz hayatımızda kındaki kılıç gibi, mematımızda kından çıkmış kılıç gibiyiz “ buyurarak alemşumul olan yüce tasarruflarını izhar buyurmuşlardır.
Hacı Ömer Hüdayi (ks), orta boylu, vücudu güçlü, endamı ölçülü, gayet yiğit ve şecaatli olup ata binmekte mahirdi.Şemaili gayet gökçek ve ölçülü idi.Çehresi müdevverdi.Benzi beyaz ve biraz da bal rengine çalardı.Gözleri siyah ve turuncu idi.Sakalı ak ve uzunca idi.Başına keçeden sivri bir külah koyar, üzerine yeşil sarık sarardı.
O'nun (ks) Şemail-i Şerifleri , 'Hacı Ömer Hüdayi Kuddise sırrahul Ali Hazretleri 'nin Tercüme-i Hali ile Menakıb-ı Alileri ' adlı risalede şöyle anlatılır.
Şemail-i Şerifleri gayet gökçek ve mütenasib idi.Şöyle ki , orta boylu olup , cemaat içinde mümtaz ve mehib olurdu.Çehre-i Şerifi müdevver ve hub idi. Vücüd-ı latifi aslen mülehhem olup teccelli -i zata mazhar olmağla , lehmi nabud ise de mülehhem görünürdü. Benzi beyaz olup, biraz bal rengine mümasil idi. Gözleri siyah ve turuncu olup gayet cazib ve mütebassir idi. Sakal-ı Şerifi ak ve uzunca idi. Saçları ak ve üçer örük sağ ve sol memelerine kadar salkar idi. Hasılı Hüdası onu gayet hub ve mütenasib ul endam olarak yaratmıştı. Re's-i saadetine keçeden bir sivri külah kor, üzerine yeşil sarık sarardı.
Hacı Ömer Hüdayi’nin (ks) , Memnune, Saadet,Hafize isminde üç kızı, Ahmet isminde bir oğlu dünyaya gelmiştir. Ahmet Visali namı ile tanınan bu zat Hacı Ömer Hüdayi’nin (ks) ali teveccühlerine mahzar olup O’nun (ks) hulefası arasında yer almış ancak genç denecek yaşta, bu fenadan dar-ı bekaya rıhlet buyurmuşlardı.
Çok sayıda Hulefası bulunan Hacı Ömer Hüdayi (ks) Hazretlerinin adları tesbit edilebilen hulefası şunlardır.

Ahmet Cemali (ks)
Kürklü Hacı Muhammed (ks)
Göllü Mustafa (ks)
Hamza (ks),
Hüseyin Visali (ks)
Şükrü (ks),
Muharrem Hilmi (ks),
Tepecikli Mehmet (ks),
Perçençli Mehmet (ks),
Boranlı Abdullah (ks),
İzolulu Muhammed Emin (ks),
Abdullah Efendi (ks)

Hacı Ömer Hüdayi’nin (ks) irşad ile geçen mübarek ömürleri, Hicri 1322 Miladi 1905 yılında kurban bayramı günü Kövenk Köyünde hitama erip, ruh-u pür futuhları cenneti ulyaya pervaz eylemiştir. Nurlu kabirleri Elazığ’ın Kövenk Köyünde ziyaretgah-ı enamdır. Kabir taşında şu ifadeler yer almaktadır.
 
Budur kabr-i müniri ol cenab-ı hazreti Şeyhin
Hakikat ilmine vakıf şehir-i pir Ömer Baba
Ziyaret kıl hulüs ile dilersen feyzyab olmak
Olur maksuduna nail iden bir fatiha ihda
İdüp rahmetle yad anı iderse her kim istimdat
Ulaşır himmeti şeyhin muin olur ana Mevla
Diriğa halka-i zikrinden ayrılmış müridanı
Firakıyla yanan diller ziyaretle olur itfa
Dedim tarih vefatına dü ceşmime dolan kanla
Mukim-i cennet-i ulya ola yarab Ömer baba
Sene 1322
 
Hacı Ömer Hüdayi (ks) türbesinin bahçesinde bulunan Oğlu Ahmet Visali’nin (ks) kabir taşında ise “Hulefa-yı Kadiriyyeden Şeyh Ahmet Efendinin Ruhuna Fatiha , 5 şubat 1309 “ yazılıdır.
O’nun(ks) bize kadar ulaşan emanetleri arasında tesbihi, tacı,külahı bulunmaktadır. O’nun (ks) yolunu ve manasını temsil eden mübarek taçları dört dilimli olup, her bir diliminde Allah’a (cc) vuslatın merhaleleri olan “şeriat, tarikat, hakikat, Marifet “ yazılıdır.
Hacı Ömer Hüdayi Baba ' nın (ks) şiirlerinin toplandığı "Divan-ı Hüdayi " adlı bir eseri bulunmaktadır.

Aşağıdaki Manzumeler, Divan-ı Hüdayi'den alınmıştır.

Gel etme sırr-ı Hakk'ı faş, dahi kimseye atma taş
Bir gün gidersin dünyadan, işin olur uhrada yaş

Sakın dünyaya aldanma, bunu sana kalır sanma
Yoktur bakası inanma, ederse ger seni bir baş

Bir kimseyi incitme gel, hiç verme işine halel
Muhtaçlara gel tut bir el anlara daim yedir aş

Kimseye kemlik dileme, kibredip ağır söyleme
Düşeni azar eyleme hiçbir gönül yıkma adaş

Hüdayi gel görme hakir velev ki olsa bir esir
Gerek kebir gerek sağır edna görüp oynatma kaş

Hacı Ömer Hüdayi Baba ’nın (ks) , tevhid hakkındaki şu manzumesini okuyup  da , aşk ile tevhid etmemek mümkün mü?

Gel Hakk’ı çok zikredelim , ismini hep vird edelim
Leyl u nehar halvet edup  ,aşkiyle tevhid edelim

Gel derme bu sim u zeri , böyle cifeden ol beri
Kamuya ol Hak rehberi  aşkiyle tevhid edelim

Gel tevhide çalış heman , bülbül gibi eyle figan
Maksudunu verir inan , aşkiyle tevhid edelim

Döndür Hüda’ya yüzünü , sevdir O’na kendözünü
Zikr eyle pak et özünü , aşkiyle tevhid edelim

Zikre çalış olma kesel, çek masiva şuğlünden el
Hak meydanı açıldı gel , aşkiyle tevhid edelim

Çoktur velim Hakk’ın yolu , Tevhid kamunun efdali
Ol bu gülzarın bülbülü , aşkiyle tevhid edelim

Cümle ezkarın efdali , tevhid buyurmuştur nebi
Budur ekmelin mezhebi , aşkiyle tevhid edelim

Zikr-i Hüda’ya et devam, çünkü zikreder has u am
Bulur gönül aşkta makam , aşkiyle tevhid edelim

Gel azmet Hüdayi Baba , düşme bu dar-ı girdaba
Olur bütün ömrün heba , aşkiyle tevhid edelim

O’nun(ks)  alim hulefasından olan ve “Mevizayı Hilmiyye ,Menazilüssalikin ,Makamat-ı ezkar-ı ilahiye lissalikittarikatil Kadiriyye ,Hediyyetüzzakirin,
Divan-ı Sırrı ,Hacı Ömer Hüdayi Kuddise sırrahul Ali Hazretleri 'nin Tercüme-i Hali ile Menakıb-ı Alileri ” gibi eserlerin sahibi olan,Muharrem Hilmi (ks), “Divan-ı Sırrı” adlı eserinde , Hacı Ömer Hüdayi’yi (ks) şöyle tavsif eder.

Serdar-ı şah-ı evliya şeyhim Hacı Ömer Baba
Rehber-i habib-i hüda şeyhim Hacı Ömer Baba
Pirlerin hünerverisin, aşıkların serverisin
Hakikatın gevherisin şeyhim Hacı Ömer Baba
Kim sana etse iktida , ana muin olur hüda
Çünkü sen oldun hak nüma şeyhim Hacı Ömer Baba
Dillerin gevher kanısın aşıkların sultanısın
Tarikatın erkanısın şeyhim Hacı Ömer Baba
Hakkın ism-i celalinden gül açılmış cemalinden
Hiç doyulmaz kemalinden şeyhim Hacı Ömer Baba
Eşiğine baş koymuşam nur-i feyzinle dolmuşam
Ben mest-i müdam olmuşam şeyhim Hacı Ömer Baba
Çün zikreyledin Hüda’yı oldun anınçün Hüdayi
Sırrıdır sana fedayi şeyhim Hacı Ömer Baba
Mürşidim Hüdayidir  himmeti Hüdayidir
Girmeyen tarikine zahid-i mürayidir
Benim şeyhim velidir veliler serveridir
İktida etmeyenler ana mutlak delidir
Daim teveccüh eder gönülden hakka gider
Kime nazar ederse  vasıl-ı Hüda eder
Ruküu bağdadedir İmdadı feryadedir
Bu kemter Sırrı senin kapında bir gedadır
Şeyhimin bahçesinde gül dermeye kim gelir
Bülbülveş gül dalında hoş ötmeye kim gelir
Şeyhimin hoş illeri açılmış hep gülleri
Ötüşür bülbülleri dinlemeye kim gelir
Reyhanlı bağları var sümbüllü dağları var
Zülfünde ağları var devşirmeye kim gelir
Şeyhimin kemalini Ruhundaki alini
Gül gibi cemalini seyretmeye kim gelir
Severim özlerini hususan gözlerini
Sitemden gömleğini giyinmeye kim gelir
Bana etti bir oyun raz-ı nihanım duyun
Şeyh kapısında boyun hoş bükmeye kim gelir
Elim var dameninde ululuk var şanında
Şeyhimin divanında diz çökmeye kim gelir
Şeyhimiz Ömer Hüdayi dedi olmayın mürai
Sıdk ile zikret Hüda’yı gel gülşeni tevhide gir
Olma zahid-i mürai yetişe feyz-i Hüdayi
Ömer Hüdayi ey şahım kasrı cennette bir güldür
Muharrem sırrı katibi ana her demde bülbüldür
Tarikatte aşıkanı Hüda’ya Şeyhi Kamildir
Sahibi hal olan bir mürşid-i kamil arar isen
Tariki Kadiride Hüdayi bir doğru delildir
Afitab-ı aşk doğunca kalbime rahşan eder
Ref edüp benlik hicabın varlığın i’lan eder
Feyz-i Hüdayi serapa kaplamıştır alemi
Nabina görmez bu feyzi ehli dil izan eder
Görse vechi batının bir kafir o anda heman
Parmağın ref eyleyüp ez dil ü can iman eder
Sende hiç yokmu vefa ey şuhi sitemkar acep
Gülzara estikçe feyzi andelip nalan eder
Hak ana vermiş tasarruf kudretinde etmesin
Bir nazar etse dile ger kabil-i irfan eder
Gerçi çul puşide bir fakir görünür sureta
Alemi batında dü kevne dila ferman eder
Sırrıya gel bab-ı dergahına eyle iltica
Ser furu eden fakiri aleme sultan eder
Enis ü munis-i ruh-i revanım
Canım nur-i uyunum valaşanım
Nesim-i feyzin eyledikçe zuhur
Meserretler bulurdu dil ü canım
İşaret-i beşaretler ederdin
Ruşen kılar idin dil-i suzanım
Beni diyar-ı gurbetlere saldın
Şeb-i tarikle geçirdin zamanım
Meğer guruba çekilmiş ziyaı
Sema-i dilden ol mihr-i tebanım
Bu ye’s-i pürmelal içinde iken
Nasıl terk eyledin beni cananım
Bana bu firkatin çok etti tesir
Anınçün kesmezem ah u figanım
Gönlümün mürğ-i aşkı etti pervaz
Hali kalmadı avazdan aşiyanım
Ümidim var idi Hüdayi Baba
Ede irşad bu dil-i natüvanım
Bu sırr-ı nacizin eyleme mahrum
Feyz-i nesimine ğark et hakanım
Esüp bad-i ecel bahar-ı ömre
Takatim bitap etti büktü belim
Sema-i cinane eyledi pervaz
Ümidim goncasından üzdü elim
Sanırsın guruba çekildi mahım
Kesildi feyz-i nur-i mey ü mülüm
Enis ü munisim gitti cihandan
Tarih düştü cerağ-ı cam-ı dilim
Firaki yare yokmu, Sırri, çare
Ben bu aşkın mecnunuyam ey benim kamil mürşidim
Hak cemalin meftunuyam ey benim kamil mürşidim
Aşkım seni arar bulur cemaline hayran olur
Nurlara kalbim boyanır ey benim kamil mürşidim
Gönül kasrında şahımsın sema-i dilde mahımsın
Hüdayi cilvegahımsın ey benim kamil mürşidim
Aklımı sahraya saldım aşkın deryasına daldım
Didarına hayran kaldım ey benim kamil mürşidim
Uludur gayet kemalin ruh verir feyz-i zulalin
Nur neşreder gül cemalin ey benim kamil mürşidim
Siretin hep şeriattır kelamın dürr-i hikmettir
Yolun ayn-ı hakikattir ey benim kamil mürşidim
Hakk’ın ismi celalinden gül açılmış cemalinden
Hiç doyulmaz kemalinden ey benim kamil mürşidim
Her kim sırrına eremez hakikat gülün deremez
Didar-ı Hakkı göremez ey benim kamil mürşidim
Feda olsun dil ü canım senin yolunda sultanım
Eriştir derde dermanım ey benim kamil mürşidim
Hüdayi Sırrı sübhane ağlayu geldi divane
Eriştir hak divanına ey benim kamil mürşidim
Destimi tuttu bir pir gönlüm suzane geldi
Dedi zikret Hüda’yı unut hep masivayı
Adı Ömer Hüdayi nutk-ı irfane geldi
Feyzi erişti elhak eylerdim zikri mutlak
Açıldı dide-i dil genc-i nihana geldi

Ol destgir bu bende-i mücrime Hüdayi
Hep feyz-i sünuhun dola kalbime Hüdayi
Ref eyle hicab perdesini dide-i dilden
Aç bab-ı füyuzatını dilime Hüdayi
Bir kez nazar et benliğimin dağını kaldır
Vahdet nuru işrak ede sırrıma Hüdayi
Senden alıyor feyz ü kemalini bu eşya
Bir çare et bu dil-i mecruhuma Hüdayi
Çün damen-i irşadını tuttum can ü dilden
Feyzin vere nur-i cila ruhuma Hüdayi
Dü destini bu sırrı açup geldi divane
Der feyzini aç ruh-i fütuhuma Hüdayi

Hacı Ömer Hüdayi Baba'nın (ks) feyzs aldığı zevatı, Muharrem Hilmi Efendi (ks) şöyle anlatır.
“Bu fakir-i pür taksir Muharrem Sırri ibni Ahmed Hüdayi-i Harputi , usul-i zikir ve tarikat-ı aliye-i nakşibendiyyeyi Şeyh Hacı Ömer Hüdayi-i Harputi ‘den (ks) , O da Ömer-i kebir-i Ruhani-i Arapgiri’den (ks), O da Hayyat Muhammed Vehbi-i Erzincani’den (ks) , O da Abdullah-i Mekki’den (ks), O da Mevlana Muhammed Halid-i Bağdati’den (ks) almışlardır.
“Bu fakir-i pür taksir dahi usul-i zkir ve tarik-i kadiriyye-i Şeyh Hacı Ömer Hüdayi ‘den (ks), O da Seyyid Dede Osman Ruhavi’den (ks) almışlardır.”
O’nun (ks) seyri sülukunu tamamlamış zevata verdiği icazet ,ipek bir kağıttan olup , icazetnamenin ortasında ‘ilmi Batın’ yazılıdır. Altında da mühürleri bulunmaktadır.
Tasarrufu halen dahi gün gibi aşikar olan Hacı Ömer Hüdayi (ks), Anadolu’da Türklerin yetiştirdiği ekabir-i evliyanın önde gelenlerindendir.Türk Milleti olarak , böyle bir ulülazim hak dostuna sahip olduğumuz için ne kadar övünç duysak azdır.

Seyyid Hacı Muhammed Baba Kürki (ks),

Evliyanın büyüklerinden ve Kadiriyye Ricalinin önde gelenlerinden olan Hacı Muhammed Baba (ks), Hazar Gölü kenarında bulunan “Kürk” isimli beldede şuhud alemine şeref vermiş, bu sebepten “Kürki” şöhreti ile tanınmıştır.Babası , Gafuroğullarından Ahmed Ağa’dır.Asrının en büyük kutbu Kövenkli Hacı Ömer Hüdayi Baba’nın (ks) cemal alemine göçmesinden sonra manevi bir işaretle Hicaz’a gitmiş, Medine-yi münevverede Hz.Resulullah’a (as) kurbiyetle , kulluk deryasına müstağrak olmuşlardı.Vazifesi bitince tekrar Kövenk’e dönüp, aziz mürşidlerinin yüce dergahında hakikat yolunun feyzlerini neşr buyurmuş, temiz ruhları naim cennetlerine kanat açıncaya kadar burada, nasın irşadı ile meşgul olmuşlardı.
Muhammed Baba (ks), 1929 yılında Mevla’nın yakınlık meclisine rıhlet eylemiş, İlahi lutuflara mahzar olmuş yüce ruhları ravza-yı cinana uçmuştur.Kövenk’te mürşidinin yanı başında bulunan nurlu kabirleri , aşk ve muhabbet erbabının ziyaretgahıdır.Ariflerin kamillerinden ve Kadiriyye’nin önde gelen mürşidlerinden olan Hacı Muhammed Baba (ks) , Hz.Abdülkadir Geylani’nin (ks) irfan bahçesinde yetişmiş bir gül-i rana idi. O da (ks), mürşidi Hacı Ömer Hüdayi Baba (ks) gibi on iki tasavvuf yolundan da irşad makamını ahz etmişti. O’nu (ks) koklayan Allah (cc) aşıkları , nurlu meclislerine can atıp, O Hazretin (ks) hakikat kokusundan zevkyab ve sermest olmuşlardır. Kabirlerinin yanındaki kitabede;
“Saadetle gelen gelsin bu dergah-ı refi’ şana
Maarif şem’ini yaksın , bu lazımdır her insana “

yazılıdır.



Seyyid Hacı Mustafa Hayri Baba Malatyevi (ks),

1895 yılında Malatya’da doğmuştur. Babası Yüzbaşı Mustafa Hayri'nin, Malatya’nın Akçadağ ilçesinde görevliyken şehit oluşundan üç ay sonra doğan çocuğuna da Mustafa Hayri ismi verilmiştir. Ehl-i Beyti Resulullah'tan (as) olan bu büyük mutasavvıf, Seyyid Battal Gazi neslinden ve Koca Vaizoğulları ailesindendir.Eski Malatya'da, bu gün ki ismiyle Battal Gazi'de yaşamış olan bu aileden pek çok mutasavvıf yetişmiştir.
Malatya velilerinin büyüklerinden olan ve kabr-i şerifi Battal gazi'de bulunan Seyyid Koca Vaiz (ks) hazretleri, Hayri Baba (ks) Hazretlerinin ceddidir. Seyyid Koca Vaiz (ks), Sultan IV. Murad devrinde yaşamış, züht ü takvası ve kerametleriyle meşhur olmuş, IV. Murad kendilerine iltifat ve sevgi göstermiştir. Seyyid Koca Vaiz (ks) tasarruf sahibi ve çok güçlü mutasavvıftır. Pekçok menkıbesi hala dillerde dolaşmaktadır. Küçük denilebilecek yaşta tasavvuf'a giren Seyyid Hacı Mustafa Hayri Baba (ks), Elazığ'da meşhur mutasavvıf Hacı Ömer Hüdayi Baba Kövengi'nin (ks) halifelerinden Kürklü Hacı Muhammed Baba'nın (ks) himmet ve tasarruflarıyla kemale ulaşmıştır.Bütün ömrü züht ü takva, taat ü ibadet, zikr ü fikr, sabr u şükr ile geçen bu büyük mutasavvıf, irşad görevini hakkıyla yerine getirmiş, insanlara her zaman "Sabr, şükr ve kanaatı" tavsiye etmiştir.O'nun sohbetleri ilahi aşka susamış Uşşak-ı ilahinin , rah-ı hakta rehberi olmuştur.
Hacı Mustafa Hayri Baba (ks);
 
"Gel Allah'a yürü yol kapanmadan,
Zikr eyle mevla'yı dilin durmadan"


beyti'ni her fırsatta terennüm etmiş, ölüm gelmeden Hak'ka doğru yürümeyi, dil durmadan Hak'kın zikriyle iştigal etmeyi tavsiye ve telkin etmiş, bir ömür boyu bu mana çerçevesinde insanları ikaz ve irşad buyurmuştur.17 Eylül 1979 pazartesi gün'ü "En yüce dosta" diyerek, ruh-ı pürfütuhları ravza-i cinana pervaz eylemiştir. Rahmetullahi Aleyh.Kabr-i şerifleri Trabzon'un Akçaabat ilçesindedir. Manevi feyz menbağı olan bu mübarek makama , Türkiye'nin her tarafından ziyaretçiler gelmektedir.
 

 

 

     
     
 

Ahi Evren  (ks)

 
 

Hacı Bektaş Veli (ks)

 
 

Muhyiddin Arabi (ks)

 
 

Makalat

 
 

Tasavvuf Edebiyatı

 
 

İlmi Arapça

 
 

Kur'an'ı Kerim Alfabesi

 
 

المكتبة